#KısaÖykü: Mum Işığı

Daima başucundaki etajerin üzerinde duran şamdan yerinde değildi. Gıcırdayarak açılan çekmeceden el yordamıyla bir mum buldu, etajerin üzerinde duran kibrit kutusunu alışkın bir hareketle eline aldı, bir kibrit yaktı ve mumun fitilini tutuşturdu. Çevresi, dalgalanan yumuşak sarı bir ışıkla aydınlandı. Uyandıktan hemen sonra parlak elektrikli ampüllerin çiğ ışığı hassas gözlerini acıtırdı. Ayrıca mum ışığında oynaşan gölgesinde kendini çocukluğunda, şatoda kardeşleriyle birlikteymiş gibi hayal etmeyi seviyordu. Eşyaların üzeri toz kaplıydı, her zaman temizliğe gelen kadın bir süredir gelmemiş olmalıydı. Mumların her zaman üzerinde durduğu altın şamdanın yerinde ise bir zarf vardı. Zarfı ince kuru dallara benzeyen parmaklarıyla açıverdi, mektup susuzluktan kavrulmuş kuru bir yaprak kadar kırılgandı. Aşırı ileri yaşına rağmen yakın gözlüğü bile takmadan, mumun cılız ışığında, kıvrımlı el yazısıyla yazılmış mektubu okumaya başladı.

* * *

Biricik Sevgili Ludmilla!

Her şeyden önce, şamdanını almak ve rehinciye vermek zorunda kaldığım için çok özür dilerim, inan ki başıma ne talihsizlikler geldiğini bilsen bana hak verirdin. Bir yolunu bulup şamdanını rehinciden en kısa zamanda geri almak için elimden gelen her şeyi yapacağıma söz veriyorum. Bir hırsız gibi şamdanını senden habersiz almak istemezdim ama öyle güzel uyuyordun ki sana kıyamadım. Ayrıca bizler vakitsiz uyanınca ne kadar tatsız olabiliriz, sen de bilirsin.

İzin verirsen beni bu mektubu yazmaya iten talihsizlikler zincirini anlatmaya başlayayım. Yıllık uykumdan kalktığımda, her zamanki gibi önce bir mum yaktım, gözlerim mumun ışığına alışınca ampülleri yakmayı denedim ancak elektrik kesilmişti. Biz uyurken faturaları yatıran Oskar, işleri savsaklamış olmalıydı. Bir hışımla telefona sarıldım fakat telefon hattında çevir tonu yoktu, telefonun ahizesini yerleştirince zil çanından çıkan zavallı bir ’Ding!’ sesi duydum yalnızca. Elimde mumla mutfağa gidecektim ki tablolarımın yerlerinde olmadıklarını gördüm. Duvarlarda dört köşe izleri kalmıştı geride. Bir telaşla kütüphanemi, çekmecelerimi araştırdım, yıllar içerisinde biriktirdiğim değerli biblolar, mücevherler, el yazması kitapların yerinde yeller esiyordu. Hain hırsızlar İran halılarımı dahil tüm değerli eşyalarımı çalmışlardı. Yerde döşeme tahtalarının altına acil durum için sakladığım altın kesesi bile yerinde değildi, hırsızların bu kadar becerikli olmalarına lanetler okudum fakat tuhaf bir şekilde cüzdanıma ve içinde duran nakit paralara dokunmamışlardı. Bilirsin bankaya gitmekten nefret ederim ve kredi kartım yoktur, bu nedenle cüzdanımda her zaman yüklü miktarda para olur.

Henüz gün aydınlıktı ve kalın perdelerin arasından bir güneş ışığı çizgisi ayaklarımın dibine kadar uzanmaktaydı, gözlerim bu ışık çizgisinde güneşin batmasını bekledim. Hava kararınca ayağa kalktım, kapıdan dışarı adımımı atınca belediyeden bir yazının kapıda asılı olduğunu gördüm. Kâğıtta evimin terk edilmiş sayıldığı ve bir ay içerisinde sahibi çıkıp birikmiş emlak borçlarını ödemezse yeni şehir planlaması gereği yıkılacağı yazıyordu. Her şeyimi kaybettiğim gibi bir de evimden mi olacaktım. Hemen Oskar’a para verip bu emlak vergisi işini halletmeliydim, Oskar’ın dükkânına doğru yola koyuldum. Şehir hatırladığımdan farklı geldi gözüme, bazı dükkânlar kapanmış, yerine yenileri açılmıştı; terzinin, manifaturacının yerini şu kahve zinciri dükkânlar almıştı, kitapçı yerinde ise bir küçük market vardı. Biz uyurken her zaman bazı değişiklikler olur ama bu sefer, değişiklikler hızlı gerçekleşmiş, diye düşündüm. Uyku sonrası normal olduğu üzere çok açtım, açlığımı yolumun üstündeki büyük parkta, çok da seçici davranmadan giderdim.

Oskar’ın dükkânında tıpkı ona benzeyen gençten bir delikanlı oturuyordu. Oskar’ı sordum, onun oğlu olduğunu, babasının çok yaşlandığını, dükkânı artık kendisinin devraldığını söyledi. O zaman hatırladım bu delikanlıyı, en son gördüğümde beş yaşlarında küçük bir çocuktu. Zor da olsa babasını çağırmaya ikna ettim. İyi ki Oskar hâlâ dükkânın üstündeki dairede oturuyormuş. Çok yaşlanmıştı ama şaşırtıcı bir şekilde akli melekleri yerindeydi hâlâ; bilirsin, insanlar arasında az görülen bir durumdur bu. Ona durumumu anlattım ve öncelikle emlak vergisini yatırmaları için cüzdanımdaki parayı vermek istedim. Paraları görünce güldü ve elimdeki banknotların üç sene kadar önce tedavülden kalktığını söyledi. Eğer istersem merkez bankasında güncel banknotlarla değiştirmeyi deneyebileceğimi de ekledi. Bankaların bir sürü soru soracağını, küçük para tapınakları olduklarını, içerisini dolduran rahip benzeri memurları ve anlaşılmaz kuralları ile bankalarla işim olmayacağını ona da tekrarladım. Beni görmekten elbette memnun olduğunu ancak parasız bir şey yapamayacağını söyledi. Öfkeyle kapıyı vurup çıktım. Yüzyıllardır kendimi bu kadar öfkeli, aynı zamanda çaresiz hissetmemiştim.

Ne yapacağımı bilmez bir halde parklarda sefil insanların gecelediği banklarda uyukladım. Bir gece kendimi Igor’un sahibi olduğu gece kulubü çevresinde amaçsızca yürürken buldum. Bu adamı mutlaka hatırlarsın, eskiden şatonun ahırında atlarımın bakıcısı, şu seyis Igor. Sevgili Ludmilla, şimdi anlatacaklarım sonrasında beni hakir görmeyeceğini umuyorum, sana her şeyi olduğu gibi anlatmalıyım.

Kulübün kapısı önünde parlak gece kıyafetleri giymiş genç insanlar kuyruk olmuş, içeriye girmek için adeta itişmekteydiler. Bu genç bedenlerin kokusu başımı döndürdü ve beni içine çekti, kalabalığa katıldım. Parfüm ve ter kokan bu itiş kakışın içinde ilerleyerek girişe kadar geldim. Kapıyı tutmuş izbandutlardan birisine Igor’u görmek istediğimi, eski bir dostu olduğumu söyledim fakat işittikleri adamda bir kütükte yaratacağı kadar etki yaratmış olmalı ki beni oradan kovmaya kalkıştı. Başka zaman olsa haddini bildirirdim fakat eski günlerin hatırına bir havalandırma deliğinden içeriye girmeye razı oldum. Kıyafetlerimde günlerdir dışarıda olmanın etkisi gözüküyordu, bir de bacanın kiri yer yer giysilerime bulaşınca bir an geri dönmeyi düşündüm. Sonuçta paçavralar içerisinde değildim, affedersin paçavralar içerisinde olsam bile damarlarımda akan kadim asil kandan bir damlacık dahi yitirmediğim için geri dönmedim. Gerçi Igor’la karşılaşmamdan sonra anladığım üzere paranın da kendine has, ucuz yeni bir tür asillik yaratmış olduğunu belirtmeme izin ver lütfen.

İçeride çok yüksek sesli, melodisiz, sadece tempodan oluşan bir gürültü kulaklarıma saldırdı, insanlar konuşurken ağızlarını balıklar gibi açıp kapıyor ama sesleri duyulmuyordu. Pistte gençler zarafetten yoksun hareketlerle tepiniyorlardı. Bu kaba gösterinin tepesinde, bir üst katta, Igor köşeli çenesi, koca burnu ve böcek gözleriyle, dönüştürdüğü genç kızlar ve birkaç genç erkek ile çevrili büyük bir kanepede oturuyordu. O şırfıntı Natalie’yi gördüğüm güne lanet olsun. O hain kadına şimdi binlerce kez pişman olduğum düşkünlüğüm olmasa asla dönüştürmezdim onu. Natalie’nin de gün gelip bana ihanet ederek kocasını, bu çirkin adamı dönüştürmesinin acısını hâlâ içimde taşıyorum. Tek tesellim Natalie’nin Igor’u da terk etmiş olması, beni bu adama yaklaştıran tek ortak nokta da bu zaten.

Igor beni görünce şaşırdı, biraz yol yordam öğrenmiş olmalı ki çevresindekileri kovaladı, ben de dışarıda kalabalığı görünce eski günlerin hatırına kendisini görmek istediğimi söyledim. Kendisine asla parasızlığımdan bahsetmedim, onurum bana engel oldu. Igor bana kendisinin geçmişte takılıp kalmadığını, hep ileriyi hedeflediğini, beni yeni bir bakışla gördüğünü, bu nedenle bana artık öfkeli olmadığını söyledi. Bu kendini bilmez densizin sözlerini dinlemek, üstelik sesini duyabilmek için ona doğru eğilmek zor gelse de dayandım. Arada eski tanıdıkların buluşmasının iyi olacağını, bazılarımızın bu yeni dünyaya uyum sağlamakta zorlandığımızı ve kendisinin liderliğini kabul edersek bunun hepimiz için iyi olacağını ima etti. Bu söylediklerinde gerçek payının olması başımı döndürdü, dayanamadım, izin istedim. Bir an için yalnız kalabilmek üzere tuvalete gittim fakat yanlışlıkla kadınlar tuvaletine girmişim. İçeriye dalgalı saçlı genç bir kadın girdi, aynada aksimin olmadığını görünce bir çığlık attı ve olduğu yere düştü. Bayılmıştı. Kendi şaşkınlığıma kızdım. Zavallı kadın dizleri hafif bükük, başı sağa dönmüş yerde yatıyordu. Narin boynu bembeyaz, açıktaydı, şah damarının atışları görünüyordu, bu görüntüye dayanamadım, şey, uykumuzdan sonra uzun bir süre nasıl aç oluruz bilirsin. Sonra Igor’un adamları peşime düşmeden apar topar kulüpten kaçmak zorunda kaldım.

Sersefil sokaklarda birkaç gün daha dolaştıktan sonra ayaklarım beni senin evinin önüne getirdi, yüksek bahçe duvarından atladım. Bahçen bakımsız kalmış, bitkiler kendi isteklerine göre büyümüş, dallarını yapraklarını arsızca her yere uzatmışlar, bahçenin bu haliyle vahşi bir güzelliğe kavuştuğunu söylemeliyim. Her neyse, kapını çaldım, amacım senden biraz para ödünç almaktı, fakat sen cevap vermeyince anahtarı her zaman sakladığın yerden aldım ve içeri girdim. Sen güvenli bir şekilde uyuyordun, dediğim gibi seni uyandırmak istemedim. En kısa zamanda şamdanını geri getireceğime emin olabilirsin.

Her zaman senin olan,
Ludwig.

* * *

Ludmilla mektubu etajerin üzerine bıraktı, Ludwig yıllar boyunca uyuyakalmış ve çok geç uyanmıştı anlaşılan, Ludwig’in şaşkınlığına güldü. Ancak haklı olduğu bir konu vardı, eski paraya yeni can katılmazsa servetleri eriyip bitecek, bir zamanlar asil ve zengin olduklarını kimse hatırlamayacaktı. Igor’u en kısa zamanda ziyaret etmeliydi. Acaba saat kaçtı, karnı da acıkmıştı, duvardaki ceviz el oyması sarkaçlı ancak mekanizması pille çalışan saate bakmak için mumu kaldırdı, duvar aydınlandı. Daha önce saatin asılı olduğu çivi duvara çakılmış kötü bir işaret gibi parladı. Okkalı bir küfür savurarak ışığı açmak için elektrik düğmesini çevirdiğinde yalnızca bir klik sesi duydu, gölgesi duvara hâlâ mum alevinin ışığı altında düşüyordu.

Kapak Görseli: George E. Huffman

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Üniversite yıllarında dergi yayıncılığı ve tiyatro ile ilgilendi. Hacettepe Üniversitesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanlığı’nı aldı. 1986 yılında Doçent oldu. 2018 yılından beri Linköping Üniversitesi Göz Hastalıkları Kliniği’nde Uzman Doktor olarak çalışmaktadır. Son zamanlarda edebiyatla yazarak da ilgilenmektedir.

Yorum

  • Nisan 14, 2022
    yanıtla

    Ebru Coşkuner

    Sevgili Barış Bey,

    Katmanlı bir öykü olmuş, emeklerinize sağlık. Zamansız zamanı , cümlelerden yayılan kokuyu hissederek okudum. Nice öykülerinizi bu platformda görmek dileğiyle,

  • Mayıs 5, 2022
    yanıtla

    Çiğdem Göğüş

    Büyüleyici bir zamana ait bir hikaye … sürükleyici !! Sempatik, karizmatik karakterler … kaleminize sağlık …yeni öyküleriniz için takipte olacağım 🙂
    Sevgiler

  • Haziran 14, 2022
    yanıtla

    Nazan Çobanoğlu

    Zamanın gerisinde kalmaktan kaçamayan soylu ve nazik vampirlere üzüldüğüm ama okumaktan büyük zevk aldığım bir öykü. Eline sağlık sevgili Barış. Sahi, vampirler neden hep zengin ve soylu olurlar?

Yoruma yanıt