Savaşın Vahşetini Aktaran Lirik Ressam: Paul Nash

Toplumu sarsan her tarihsel olayın sanatsal yansımlar yarattığını hepimiz biliyoruz. Fakat insanlığın yakın geçmişindeki örneklerinden söz ederken I. Dünya Savaşı’nın yarattığı sanatsal kırılmaya dair uzun bir parantez açmak gerekiyor. İngiliz ressam Paul Nash’in (1889-1946) sanatsal yolculuğuna eşlik ettiğimizde bu ilişkiyi çarpıcı bir şekilde görebiliriz.

Nash, gençken içerisinde büyüdüğü ormanları lirik bir üslupla resmetmeye başlar. Erken dönem eserlerine baktığımızda 19. yüzyıl sonundaki kitap illüstrasyonlarını andıran masalsı bir ortamı görüyoruz. Söz konusu yıllar, aynı zamanda Avrupa’da iyimser bir liberal havanın estiği yıllardır. Bu dönemde iyimserlik Nash’in resminde kendini idealizmle gösteriyor.

 

The Wood On The Hill, 1912

 

Başta Nash’in manzara resimlerinde en çok işlenenlerin ağaçlar olduğunu görüyoruz. Öyle ki bu ağaçlar gerçekçi bir şekilde resmedilmek için değil, bizi Nash’ın ilham aldığı mistik dünyaya götürmek için karşımıza çıkar. Fakat tarihler 1914’ü gösterdiğinde Nash gibi bu ağaçların da kaderi radikal bir şekilde değişir.

Cepheye gönderildiğinde artık doğanın değil, savaşın sunduğu manzaralarla karşı karşıyadır: Hep güven verici olarak imgelenen bitkilerle örtülü toprağın bağrı cephedeki siperlerle delik deşik edilir. Koca koca ağaçlar top atışlarıyla ot gibi biçilir… Dolayısıyla önceden çizdiği şairane ağaçlar parçalanmış, çürümüş ya da yanmış olarak cephe çizimlerinde kendisini göstermeye başlar. Toprak ise ayın yüzeyini andıran bir çamur hamurudur. İşte Nash’in hassas, lirik ve hayali dünyası savaşın çamuruna böyle saplanır.

 

Void, 1918

 

Kaburgasını kırdıktan sonra tedavi için İngiltere’ye gönderilen Nash tekrar cepheye döndüğünde artık resmen savaş sanatçısı olarak görevlendirilir. Paradoksal olarak savaşın korkunçluğunu gösteren eserleri aslında dönemin İngiltere’sindeki Savaş Propaganda Bürosu tarafından finanse edilir.

Genelde ‘çıplak gerçekliği yansıtıyor’ yorumu sanatta bol keseden kullanılır. Nash’ın cephe çizimlerinden bahsederken bu ifadeden kesinlikle uzak durmak gerekiyor. Nitekim bu resimlerde çürüyen cesetler, insan uzuvları ya da kan yoktur -ki savaşı en gerçek, en çıplak kılan öğelerin başında bunlar vardır. O, savaşın korkunçluğunu anlatırken insanları merkeze koymaz. En iyi bildiği doğadan hareketle savaşın yapaylığını ve uyumsuzluğunu anlatır.

Bu doğal uyumsuzluk yine önceki resim anlayışında karşımıza çıkan toprak, bitkiler ya da gökyüzü ile kendini belli ediyor. Örneğin toprağın bitki örtüsü artık metal parçaları ve siperlerden oluşan çamurdur. Ya da gökyüzü ise yer yer güneş ışığının sızdığı karanlık bulutları ve dumanları ifade eder.

 

We Are Making a New World, 1918

 

Savaşın ardından Nash, I. Dünya Savaşı’nın doğumuna vesile olduğu bir diğer akım olan sürrealist bir yaklaşımı benimser. Daha soyut eserler verir. Onun savaşı anlatan resimleri etkileyici ve yenilikçidir. Dönemin ruhunu ustaca tercüme etmiştir. Fakat Nash’in sanat yolculuğunu izlediğimizde tarihin gibi sanatın da lineer bir çizgide ilerlemediğini görüyoruz. I. Dünya Savaşı bu anlamda belki yakın çağın en vurucu örneği olsa da, tarihin ve sanatın bugün farklı bir ritmi olduğunu kim iddia edebilir ki?

Kapak Görseli: Paul Nash, Landscape from a Dream, 1936–8.

1995'te İzmir'de doğdu. İzmir Saint Joseph Fransız Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde eğitim gördü. Gazeteciliğe 2014 yılında Agos'ta başladı. 1+1 Express ve Gazete Duvar'da yazı ve haberleri yayınlanıyor.

Yoruma yanıt