uretimhane-logo

Öğrenmeyi, düşünmeyi, üretmeyi, paylaşmayı seven insanların evi.

Katip Mustafa Çelebi Mah.
Küçük Parmakkapı Sk. No:15/4
34433 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@uretimhane.com.tr
+90 212 232 87 49

Okumalar

"Amerika'da her zaman dipsiz bir duygusal yoksulluk ve insan hayatının, insan dokunuşunun uyandırdığı dehşet tarafından vurulmuşumdur. Neredeyse hiçbir Amerikalı kamusal duruşu ile özel hayatı arasında herhangi bir canlı, organik bağ kuramayacak gibi görünmektedir. Özel hayatın bu başarısızlığı, Amerikan kamu yönetimi ve siyah-beyaz ilişkileri üzerinde her zaman en yıkıcı etkiye sahip olmuştur. Amerikalılar öz benliklerinden bu kadar korkmasalardı, Zenci Sorunu dedikleri şeye asla bu kadar bağımlı olmazlardı."

(James Bal...

Freud’un unheimlich sözcüğünü ödünç alarak konuşmak gerekirse, tekinsiz zamanlara bir yenisi daha eklendi. Son on yıl içerisinde yerinden yurdundan edilen binlerce insan evsiz bir yaşama geçerken, sınır tanımayan bir virüs evi, koruyan, kollayan, can veren kutsal bir mekâna dönüştürdü. Sıcak yuva romantizmini uzun yıllar önce kaybetmiş olan ev, yeniden birçok kişinin hikayesinin ana karakteri ve dahası kahramanı olarak sahneye çıktı. Evin hayatlarımızdaki yerini ve temsil ettiği değerleri sorguladığımız hararetli tartışmaların, uzun yazıların ardından...

Kırmızı Başlıklı Kız masalının en eski versiyonunun Fransız yazar Charles Perrault’nun kaleme aldığı 1697 tarihli masal olduğu bilinir. Oysaki Perrault’dan çok önce Fransız kırsalında anlatılagelen Conte de la mere-grand (The Grandmother’s Tale) masalı Fransız folklorüne ait en eski Kırmızı Başlıklı Kız anlatısıdır. Bu en eski anlatıda ana karakter ne kırmızı bir başlık takar ne de yoldan geçen bir avcı tarafından kurtarılır. Kurallara uymanın ve itaatkar olmanın alt metin olarak verilmediği bu versiyon tam anlamıyla bir kadın anlatısıdır.

<...


“Ah, bu küçük teferruat… İki üç çizgi, birkaç konuşma parçası, işte size bütün bir hayat…”[1]

Kitap sayfası çevirir gibi bir görsel hikayeden diğerine atlarken rastladığımız anlık kesitler; kamerasını çocuğuna, kedisine çevirenler, rengarenk filtre özellikleriyle estetik görsellik yakalamaya çalışanlar, gif eklemeleriyle “yüzünde güller açtıranlar”, artırılmış gerçeklik efektleriyle kendisini mısır koçanına çevirenler… Anlık ve 24...

Edebiyat eleştirmenleri Susan Gubar ve Sandra Gilbert, edebiyat eleştirisi üzerine yazdıkları en meşhur ve kıta Avrupası feminist edebiyat eleştirisinin uzun yıllar başucu kitabı sayılan The Madwoman in the Attic: The Woman Writer and the Nineteenth-Century Literary Imagination’da[1] on dokuzuncu yüzyıl kadın yazarlarında kadınlık kurgusundan yola çıkıp  “evdeki melek” imgesini yakın okumaya tabi tutarlar. Bu inceleme kıymetlidir ve dönemi bağlamında bir ilktir. Özellikle Jane Austen, Bronte Kardeşler (Charlotte, Emily ve Anne ...


Hem böyle ilham verici hem de gerçek olamazsınız değil mi?

Sphinx’in bilmecesini çözerek kahramanlık anlatısını başlatan Oedipus mitinden, yola çıkmasına vesile olarak ulaşılması zor, hatta imkansız, hayali, bir dişil imge (Dulcinea) yaratan Don Quixote’ye kadar birçok temel anlatıda kadın; gizem unsurudur. Başarı/zafer/kahramanlık dışında bir anlatısı olmayan erkek ise kendi kimliğini oluşturmak adına kadının 'ona göre' zayıflığını ve gizemini kendine konu ...

Görsel sanatlar da tıpkı edebiyat gibi, uçsuz bucaksız bir psikolojik gözlem kaynağı sunmaktadır. Dostoyevski romanı okurken yazarın belleğine misafir olduğumuz gibi, ressamın resmine bakarken gerek figürlerde/formlarda gerek renklerde, ortaya koyulan yaratımın bütün duygusunda ve bütün zekasında, yaratanın bilincine dair ipuçlarına şahit olmak kaçınılmaz bir hal alır.

Peki dönüp kendi belleğimize yani kendi hatıra depomuza baktığımızda ve burada insanlığın ortak paydası olan soruları sorduğumuzda, bu deponun romanla...

Dr. Harriett Lerner’in ilk basıldığında mütevazı bir okuyucu kitlesine ulaşan kitabı Öfke Dansı, kadınların öfkesine odaklanan, öfke duygusunun otaya çıkışı, ifade edilme şekilleri ve sonuçlarını irdeleyen bir kitap. Çarpıcı olan ise toplumlarda öfkelenme ‘hakkı’nın kadınlara verilmemiş olduğu gerçeğinin altının çizilmesi.

Öfke Dansı, toplumsal cinsiyet rollerinin kadınların kendilerini duyguları üzerinden ifade etmelerindeki etkisini anlama gerekliliğini hatırlatıyor. Her ne kadar kadın/erkek,...

Denge, denk kelimesinden türer. Denk ise eşit olmaktan öte, eşdeğer olmaktan gelir. Değerler eş değilse denklik, yani denge bozulur.

Dengesi bozulmazsa, bir ip cambazı uzun sopasıyla incecik ipin üzerinde metrelerce yürüyebilir. Cambaz kelimesinin kökeni ise Farsça ‘can’ ve ‘baz’ kelimelerinin birleşmesiyle oluşan ve canını ortaya koyan anlamındaki canbaz kelimesine uzanır. Cambazın ipin başından sonuna dek dengeyi koruması gerek, yoksa düşebilir.

Bu yazının başlığ...

Domenico Starnone’nin Bağlar Romanı Hakkında

Domenico Starnone’nin Türkçeye Bağlar adıyla kazandırılan romanının[1] kapağında bir ayakkabı bağcığı var. Yılan gibi kıvrılan bir ayakkabı bağcığı, bir delikten çıkarak dolambaçlı yollar izliyor bu kapak illüstrasyonunda. Yuvarlak bir boşluktan çıkıp kıvrımlar çizdikten sonra, hem yarayı hem de bir yılanın çatallı dilini andıran bir çatlağa doğru uzanıyor bu bağcıklar. Romanın ilerleyen sayfalarında ...