uretimhane-logo

Öğrenmeyi, düşünmeyi, üretmeyi, paylaşmayı seven insanların evi.

Katip Mustafa Çelebi Mah.
Küçük Parmakkapı Sk. No:15/4
34433 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@uretimhane.com.tr
+90 212 232 87 49

Felsefe

Annemizi ne kadar iyi tanıyoruz? Ya da kendimizi? Çünkü burada “anne” sözcüğü bir doğuranı işaret etmekten ziyade; sizi, mitolojiyi, aşkı ve gündelik alışkanlıklarımızı dahi kapsayan bir kavrama dönüşüyor. İçinde bulunduğumuz toplumun (haliyle o toplumu oluşturan bireylerin) kadın ile olan sorunu, (ki bunun bir tanımama sorunu olduğunu artık kavramış bulunuyoruz) bireyin, neden bir birey olmak için gereken şartlara kavuşamadığını; eksiklikler taşıyan bir toplumun neferleri haline nasıl geldiğimizi açıklıyor.

Yanımız...

Gündelik hayatta çoğumuz yaygın bir varsayım üzerinden yaşıyoruz. Varsayıyoruz ki bedenimiz tenimizde son buluyor ve varlığımız bireyselliğimizin sınırları içine mahkûm. Zannediyoruz ki benliğimiz ancak dış faktörlerden arındırılmış saf ve içe dönük bir çerçevede tanımlanabilir; içimiz ile dışımız arasında net bir ayrım var. Peki ya böyle bir ayrım yoksa? Ya bu genelgeçer varsayımlar birer yanılsamadan ibaretse? Ya bedenimiz tenimizde son bulmuyorsa; varlığımız bireyselliğimizle sınırlı değilse; benliğimizi içe kapanık halde tanımlamak zor...

Görsel sanatlar da tıpkı edebiyat gibi, uçsuz bucaksız bir psikolojik gözlem kaynağı sunmaktadır. Dostoyevski romanı okurken yazarın belleğine misafir olduğumuz gibi, ressamın resmine bakarken gerek figürlerde/formlarda gerek renklerde, ortaya koyulan yaratımın bütün duygusunda ve bütün zekasında, yaratanın bilincine dair ipuçlarına şahit olmak kaçınılmaz bir hal alır.

Peki dönüp kendi belleğimize yani kendi hatıra depomuza baktığımızda ve burada insanlığın ortak paydası olan soruları sorduğumuzda, bu deponun romanla...

Stoacılardan Nietzsche’ye, Loyola’lı Ignazio’dan Montaigne’e bizlere ulaşan hattı takiben, yaşam biçimi olarak felsefe fikrini savunuyorsunuz, fakat buna Laozi’den Nagarjuna’ya bir grup Doğulu düşünürü de ekleyebilirim. Çağdaş felsefenin büyük bir kısmı, sadece akademisyenlerin oynayabileceği soğuk bir oyun haline gelmesiyle, bu boyutu kaybetmiş görünür. Size göre neden böyle?

Sebeplerden biri, felsefi olarak yaşamanın akademik felsefe yapmaktan daha zor olmasıdır. Akademik felsefe için lazı...

Duyguları ele alışı söz konusu olduğunda, Spinoza’nın çokça eleştiriye maruz kaldığını biliyoruz. Genel kanının aksine Spinoza, duyguların rasyonel bir temeli olduğunu düşünüyordu. Yani duyguların da pek tabii anlaşılabilir, açık bir nedeni olduğuna inanıyordu, yeter ki anlamayı deneyelim. Ona kalırsa, hiçbir duygu –evet, hiçbir duygu– öyle kendi kendine doğamazdı. Kendinde ve kendi için bir duygu yoktu. Her duygu, o duyguyu taşıyan insanla, o insanın gücü ve güçsüzlüğüyle yakinen ilgiliydi. Duygular, rastgele oluşan şeyler değildi. Onlar bizim başımıza gelen şeyler ol...

Frédéric Gros, Michel Foucault’nun Collège de France derslerinin editörü, Michel Foucault (1996) ve Foucault et la folie (Foucault ve Delilik, 1997) adlı yapıtların yazarıdır. İlk çalışmalarında delilik ile sanat arasındaki ilişkiye ilgi duymuştur (Création et folie [Yaratım ve Delilik], 1998). Hapishanede yıllarca eğitim verdikten sonra cezalandırma hakkının felsefi temellerine bir kitap hasretti (Et ce sera justice: Punir en démocratie [Adalet Yerini Bulsun: Demokraside Cezalandırma], 2001). Yanı sıra başka metinleri de m...

Bir şeyin tanımı olgusal olarak herkesin zihninde aynı olabilir mi? Hak, hukuk, adalet gibi sistemlerin işleyebilmesi için tanımlanan olguların insanlar tarafından aynı şekilde algılanması gerekir ki gerçeklikler ortaklaştırılabilsin.

Herhangi bir eylem ya da eylemsizlik sadece iktidara göre suç sayılıyorsa, o iktidarın boyunduruğunda yaşayan herkesin gerçeklik algısında kaymalar başlar. Artık neyin suç olup neyin olmadığı muğlaklaşır ve insanlar her an suçlu olarak tanımlanabilecekleri o ince çizgide yürürler. Bu yü...

Mutlu olmayı herkes ister. Bu talep, ondan öncesine değilse bile Sokrates’e kadar gider. Onun girişiminden bu yana, iki bin yılı aşkın süre içinde, evrensel bir hakikat gibi ender bir konum edinmiştir.

Günümüzde, bunun doğruluğunun kanıtı her yanımızı sarmış durumda; gelişen kendine yardım endüstrisinde, ruh halini değiştiren farmasötik ilaç kültüründe, hatta yüksek öğrenimde. 2018’de

“Demokrasiler neden başarısızlığa uğruyor?”

Son birkaç yılda bu soruyu kitaplarda, fikir yazılarında, ana haber programlarında ve giderek gerginleşen kamusal müzakerelerde çokça işittik. Fakat kendimi neredeyse hep başka bir soruyla cevaplarken buluyorum: Neden başarısızlığa uğramasınlar ki?

Bu konuda elimizdeki tek doğru rehber olan tarih, demokrasinin nadide ve geçici olduğunu bize göstermiştir. Demokrasi, neredeyse esrarengiz biçimde şanslı bölgelerin birinde ve...

Duyguların açığa çıkış şekli, yaşadığımız birtakım olayların vücudumuzda, mimiklerimizde zuhur ediş biçimidir diye düşünebiliriz. Peki herhangi bir duyguya nasıl girilir? O duyguya girmemize sebep sadece o an yaşadığımız olay/olaylar silsilesi midir; yoksa bu duygunun oluşmasına yol açan bir altyapı var mıdır? Bu duygunun tekliği veya süreğenliği olabilir mi, böyle bir durumun tek bir gerçekliği var mıdır? Bunu uyuşturucu kullanan insanlarda görebiliriz; belli bir süre içinde sürekli yaşıyormuş gibi olduğu duygunun aslında başka bir gerçeklik olduğunu. Tek bir gerçekli...