uretimhane-logo

Öğrenmeyi, düşünmeyi, üretmeyi, paylaşmayı seven insanların evi.

Katip Mustafa Çelebi Mah.
Küçük Parmakkapı Sk. No:15/4
34433 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@uretimhane.com.tr
+90 212 232 87 49

Sarah Ahmed - Feminist Bir Yaşam Sürmek

Sara Ahmed’in İzinde Kırılganlıktan Nasıl Güç Alınabilir?

Denge, denk kelimesinden türer. Denk ise eşit olmaktan öte, eşdeğer olmaktan gelir. Değerler eş değilse denklik, yani denge bozulur.

Dengesi bozulmazsa, bir ip cambazı uzun sopasıyla incecik ipin üzerinde metrelerce yürüyebilir. Cambaz kelimesinin kökeni ise Farsça ‘can’ ve ‘baz’ kelimelerinin birleşmesiyle oluşan ve canını ortaya koyan anlamındaki canbaz kelimesine uzanır. Cambazın ipin başından sonuna dek dengeyi koruması gerek, yoksa düşebilir.

Bu yazının başlığında Sara Ahmed’in adının geçmesinin önemli bir sebebi var. Çünkü ona göre kırılganlık cambazın başına gelenden ibaret değil. Belki bir yere kadar hikaye aynı yerden sürüyor ama finali kötü olmak zorunda değil.

Sara Ahmed, kırılmaya farklı bir anlam vermemizi sağlıyor. Kırılmanın belki alışkın olduğumuz yıkıcı ve olumsuz anlamından çıkıp, yeni bir şey yapmanın bir fırsatı olabileceğini görmemiz için yollar açıyor.

Kırıldığımızda dökülen parçaları istediğimiz gibi birleştirme fırsatımız var. Zor da olsa. İmkan doğuyor.

Bir şey kırılmadığında varlığı bile unutulabilir, çatlakları görmezden gelinebilir. Irkçı ya da cinsiyetçi sözler alenen ortaya dökülmedikçe ırkçılık ve cinsiyetçilik bizden uzakmış gibi davranabiliriz. Bir vazo kırıldıktan sonra ise tekrar bir araya getirmek, kırık haliyle kullanmaya devam etmek ya da süpürüp atmak gibi seçenekler ortaya çıkıyor. Belki bir bütünken cesaret etmediğimiz ‘yeniden yapmaya’ alan açıyor.

İnsanın kırılganlığı da böyledir. Kırılganlıklara nasıl yaklaştığımız ve onunla ne yapacağımız, tüm yaşantımızın seyrini değiştirebilir.

SEÇENEK 1: Kırılgan olduğumuz konuları bir yük gibi sırtımızda taşıyabilir ve kamburumuz nedeniyle kusurlu olduğumuza inanabiliriz.

SEÇENEK 2: Kırık halini görmezden gelerek, bastırarak öylece hayatımıza devam etmeyi deneyebiliriz.

SEÇENEK 3: Ya da kırılan parçalarımıza şefkatle yaklaşır, hatta parçaları gönlümüzden geçtiği gibi bir araya getirmeye cesaret edebiliriz.

İşte Sara Ahmed, benim bu olasılıkları görmemi sağladığı için ondan referansla bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Ahmed’e göre “Kırılma sadece bir şeyin (bir testi, bir sürahi) kırılması değildir, bir olasılığın, bir eylemi tamamlama ya da bir varış noktasına ulaşma olasılığının paramparça olmasıdır.”[1]

Dengeyi korumak için ortama uyum sağlamak gerekir. Sağlanmadığında denge bozulur ve kırılmalar ortaya çıkabilir. Belki de kırılma olasılığımızla karşılaşmamak, onu kabullenmemek için uyum sağlamaya bunca gönüllüyüz.

Başlıkta kullandığımız haliyle kırılganlığı ise Ahmed, “kolaylıkla kırılabilir olma niteliği” (sf. 229) olarak tarif ediyor. İşlerin seyrinden çıkması, bir vazonun kırılması gibi ele alınabilir (öyle ele alıyor). Hedefe ulaşmanın zorluğu da öyle. Çabalarken gururumuz kırılır, özgüvenimiz kırılır, motivasyonumuz kırılır, kalbimiz kırılır. Artık hiçbir şey yapmak istemediğimiz anda buluruz kendimizi.

Hayatımızı şekillendiren, zihnimizde fikirlerin açığa çıkmasına neden olan her bir ilişki de kırılmaya açıktır. Bu anne/baba ile, sevgili ile, arkadaşlar ile, toplum ile kurulan ilişki olabilir. Hatta çoğu zaman kendimizle kurduğumuz ilişki de buna dahil.

Sara Ahmed, şu sözlerle bir kez daha bizi aydınlatıyor: “İlişkiler de kırılabilir; bunu biliyoruz. Birisiyle; onu sevmeye, ondan vazgeçmemeye çalıştığınız birisiyle birlikteyken, dayanılmaz bulduğunuz bir şey söylediği oldu mu?” (sf. 229) Çünkü bu çok olası bir durum. Kırılganlık dört bir yanımızı kuşatmış durumda.

Ahmed, bir başka sayfada konuyla ilgili olarak bize şu (belki sizin de sık yaşadığınız) anı hatırlatıyor: “Diyelim ki yakın arkadaşlarım bir şakaya gülüyor. Kahkaha herkesi sarar; oda kahkahayla taşmaktadır. Ben de gülmeye başlayabilirim, şakayı daha duymadan bile önce. Ama şakayı duyduğumda ve söylenen şeyi intibak ettiğimde bunu hiç de komik bulmadığımı hatta hakaret olarak gördüğümü fark edebilirim. Bazen bir kırılmaya neden olma korkusuyla gülmeye devam ederiz.”

Bu belki çok sıradan bir an gibi görünebilir ama bana kalırsa anlamı anın akışından çok daha büyük; belli ki Sara Ahmed için de öyle. Bu aslında kırılmayla ne yapacağımızı bilemediğimiz bir an ve içinde bulunduğumuz anda kırılma yaşamamak için kendi içimizden bazı parçaların kopuşuna neden olabilir.

Denge bozulursa ne olur?

Denge her bozulduğunda, karşımıza çaresiz bir avuç kırık parça çıkmak zorunda değil. Bazen dengenin bozulması iyiye işaret bile olabilir. Çünkü her dengenin korunması gerekmez. Irkçı bir şakaya gülmeyi reddetmek, ikili cinsiyet rollerine uyum sağlamamak, bir konuda herkesten farklı düşünmek, bir denemede başarısız olmak dengeyi bozabilir, bozmalıdır da.

Kırılma bir şeylerin bittiği anlamına gelmez.

Kol kırılır, her zaman yen içinde kalmaz. Kırık parçaları herkese gösterebilir, kendimiz görebiliriz. Bazı kırık parçaları göstermek ve görmek bize güç verir. Kalıplara sığmayı reddetmek ve böylece kırılan ilişkiler ve düşüncelerle farklı baş etme yolları bulmak bizi istediğimiz hayatı yaşamaya yaklaştırabilir.

Bir kırılma, yeni yollar çizmemizin ilk adımı olabilir. Alışageldiğimizin dışına çıkmak, cesaret edemediğimize cesaret etmek için yalnızca bir kırılmaya ihtiyacımız olabilir.

Sosyal medyada takip ettiğim bir kadın, “Her kalp kırıklığı, biraz daha özgürlük” diye yazmış bir şiire yer vermeden önce. Yönetmen Dee Rees’in yazdığı bir şiir bu ve şiirin bir kısmı ile bu yazıyı kapatmak istiyorum:

“I am broken
I am open
I am broken open
See the love light shining through me
Shining through my cracks
Through my gaps
My spirit takes journey
My spirit takes flight,
Could not have risen otherwise
And I am not running
I’m choosing
Running is not a choice from the breaking
Breaking is freeing
Broken is freedom
I am not broken
I’m free.”[2]


[1] Feminist Bir Yaşam Sürmek, Sel Yayıncılık, sf. 229.
[2] Şiirin aslı kadar şairane olmasa da anlaşılması için şöyle çevrilebilir: Kırıldım/Açıldım/Kırık ve açığım/İçimden geçip ışıldayan aşk ışığını gör/Çatlaklarımdan ışıldayan/Boşluklarımdan/Ruhum yolculuğa çıkıyor/Ruhum firar ediyor/Başka türlü yükselemezdi/Ve kaçmıyorum/Seçiyorum/Kaçmak kırılmadan kurtulmak için bir seçenek değil/Kırılma özgürleşmedir/Kırılma özgürlüktür/Ben kırık değilim/Ben özgürüm.

Kapak Görseli: David Hockney “Dancers III – Le Sacre du printemps” (1981)

Bi+ ve feminist. İngiliz Edebiyatı bitirip metin yazarı ve çevirmen oldu. Kadın Çalışmaları tezi için duygular ve politika ilişkisini inceliyor.

Yoruma yanıt