uretimhane-logo

Öğrenmeyi, düşünmeyi, üretmeyi, paylaşmayı seven insanların evi.

Katip Mustafa Çelebi Mah.
Küçük Parmakkapı Sk. No:15/4
34433 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@uretimhane.com.tr
+90 212 232 87 49

Bir kadının kendini sevmesi devrimdir

Neden Bir Kadının Kendini Sevmesi Devrimdir?

Devrim… Kiminin en büyük korkusu kiminin en büyük hayali. İngilizcesi (revolution) ‘geri döndürme’ anlamına gelen Latince ‘revolvere’ kelimesinden türemiş. Türkçesi ise ‘devirmek’ fiilinden geliyor ve bu kelime aslında 16. yüzyılda konseptin politik bir yaklaşım kazandıktan sonraki anlamını karşılıyor. Bazen sadece hakkın olanı almak bile devrim sayılabilir.

Kadınlara, doğuştan itibaren öfkesini göstermemesi öğretilir. Çünkü öfke, kendi adına konuşmanın en temel tetikleyicilerinden biridir. Kendi adına konuşan kişinin fikirleri vardır ve bu fikirleri dinlemek onu resmen tanımak anlamına gelir. Kadın bakış açısı dediğimiz şey bu yüzden önemli.

“Çok öfkeli” kadınlar, radikal olmakla eleştirilir. Radikal kelimesinin sahiplenilmesinin üzerinden çok zaman geçmiş olmasına rağmen, feminist kadınlar, “bu kadar radikal olmana gerek yok” sözünü görünce hemen tanıyacaktır.

Ki radikal kelimesi ilk kez, “Anglo-Saksonların Normanlar tarafından işgal edilmeden önceki dönemden beri sahip oldukları doğal hakları savunanları belirtmek için kullanılmıştı[r].”[1] Kelimenin bugün nerelere geldiğine bir bakın!

Jasper, şöyle der: “Nasıl ki protesto örgütleyicileri katılımcılarda gurur, sevinç ve merhamet gibi duygular uyandırmaya çalışıyorsa, rakipleri de teslimiyet, çöküntü, utanç, tükenmişlik ve korku aşılamaya çalışır.”[2] Bazen rakipler olarak “dostlarımız” konuşur ve bize ne kadar öfkeli ve radikal olabileceğimizin ölçüsünü bildirmeye karar verir. Üstelik bunu iyiliğimiz için yaptıklarını söyleyerek, konuyu yepyeni bir seviyeye taşır. Minnettar olmamız gerekir.

Kadınların bedeniyle ve kendi düşünceleriyle ilişkisi üzerine yazılmış, söylenmiş sayısız kaynak var. Bu ilişki, içinde yaşadığımız patriyarkal dünyanın bakış açısına uyumlu olduğu sürece yani kadın bakış açısını dışarıda tuttuğu sürece her şey yolunda gibi görünür. Öfkemiz dozundaysa, elbette öfkeli olmaya hakkımız vardır.

Kadın kendi bakış açısıyla görmeye başladığında kendini gerçekten sevebilir

Çünkü eril gözlerin kadını gerçek anlamda sevmediğini herhalde az çok biliyoruz. Kararsızlar için şuraya link bırakıyorum.

Kadının bedeniyle arasına sürekli bir mesafe konur. Dünyayla birebir iletişime girme aracı olan bedeninin şekli, rengi, ebadı gibi sebeplerle kadına bu dünyada yeterince değerli olmadığı aşılanır. Kıllarımızı almamız, giydiğimizin beden ölçülerimize uyumlu olması, saç modelimizin bizi olabildiğince güzel ve sevimli göstermesi, yüzümüzde hep ayarında bir gülümseme olması gerekir. Ancak böyle olduğunda toplum nazarında bir çeşit “değerimiz” olur.[3]

Kadın bakış açısına sahip kadınlar da elbet süslenmekten, kıllarını almak ve saçlarını savurmaktan hoşlanabilir. Kadın bakış açısından kurtulmanın ‘erkek gibi’ olmak anlamına geleceği düşüncesi de yine sistemin bir diğer oyunudur. “Oje sürmek zorunda mısın!” da derler.

Sistemin kadın kategorilerini pekiştirmemek için bu kısmı çok uzatmayacağım. Bu noktada Eli Clare’in “bedenimin benden çalınma biçimleri”[4] ifadesine bir selam göndermek ve bu dört kelimeyi hissetmek için kendinize birkaç saniye vermek isteyebilirsiniz.

Çünkü;

Kadın neye benzer, kadın nasıl davranır? Bu sorulara yalnızca “canının istediği gibi” cevabı verilebilir. Süslenmeyen ve süslenen, kıllarını alan ve almayan tüm kadınlar, eleştirilir. Ve bu eleştiriler görünmez bir kafese dönüşür. Daha bilindik bir ifade olan “cam tavan”a benzer bir kafes. İkisi aynı familyadan gelir.

Konunun izlerini medyada görebiliriz

Hrant Dink Vakfı’nın Türkiye Medyasında Kadınların Temsili: Gazete ve İnternet Haberciliği raporu, bunun aslında kurgulanmış ve sistematikleşmiş bir durum olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Raporda karşımıza çıkan başlık ve alt başlıklarda geçen ve suçu erkek olmayana yıkan bakışı pekiştiren ifadelerden bazıları şöyle: “Bekaret cinayeti: Bakire Olmadığını Öğrendiği Nişanlısını Öldüren Sanık…”, “Kadın paylaşmasaydı kocası da dövmezdi!”. Bu iki başlıkta da öldüren ve döven erkektense kadın suçlu konumda sunuluyor.

Ünlü erkek Hıncal Uluç’un Defne Joy Foster’in ölümünün ardından “Defne Joy’un ölü bulunduğu yer kendi evi değil. Bir bekar erkeğin evi..” demekle yetinmeyip “Defne’nin ölümü tipik bir “Su testisi, su yolunda kırıldı” olayıdır!..” sözleriyle ilgili yazısını bitirmesi… Aynı ünlü erkek farklı vakalar üzerine benzer cinsiyetçi yorumlarını da esirgemedi.

Bunlar dışında hamile kadınların sokakta gezmesi, annelerin parkta emzirmesi, kadının ne kadar kahkaha atacağı, kadın kaç çocuk doğuracağı gibi pek çok konu çok ünlü, az ünlü fark etmeksizin pek çok kişinin ağzından medyaya yansımıştı. Saymaya giriştim, ama saymakla bitmiyor.

Zaten her şey fiziksel camiada gerçekleşmiyor. Zeka, bilgi, düşünce ve becerimizin sürekli eleştiri altında olması özgüveni, cesareti ya da en iyi ihtimalle hevesi azaltan bir diğer oyun olarak karşımıza çıkıyor. Her bir özgüvenli hareket, maksimum performans gerektiriyor.

Sürekli eleştirilmenin sonunda kendi kendimizi de aynı şekilde eleştirirken bulabiliyoruz. Sanki bacaklarım azıcık daha uzun olsaydı her şey çözülecekti. Yeterince zayıf olsaydım, evli olsaydım, biraz daha kilolu olsaydım, saçlarım biraz daha dolgun olsaydı, daha akıllı olsaydım, şu kavanozu açabilseydim, daha fazla gülümseyebilseydim, sus dendiğinde susabilseydim, daha sabırlı olabilseydim. Azcık güzel olsaydım. O zaman her şey bambaşka olurdu.

Kadınlar sistem karşısında ne yapıyor?

“’Güzel olmalısın!’ diyen yazılı bir kanun yok. Ama bu gizli bir anlaşma. Hepimiz biliyoruz ama asla bahsedemiyoruz…” diyor Beden Olumlama Hareketi’nden Aybala Aslantürk bir röportajında.

Ancak bunlardan bahsetme girişimlerimizin ve bazen bahsetmeyi başarmamızın hakkını yememek gerekir. Tüm bunları konuşmak, pek çok şeyi fark etmemize yardımcı olur. Sara Ahmed’e göre, “Sosyal dünyanın nasıl düzenlendiğinin farkına vardıkça normlar elle tutulur şeyler olarak görünür.”[5]

Daha 1700’lerde Mary Wollstonecraft, bu oyunun farkında olan bir kadın olarak bize Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi kitabını bıraktı. Neyse ki feminizmin tarihi ve ürettikleri, toplumsal cinsiyet alanındaki aktivizmler ve diğer çalışmalar; bize gerçekte neler olup bittiğini kolayca fark ettiriyor. İçselleştirdiklerimizi, bazen zor, bazen yavaş da olsa silmeyi deniyoruz. Ve bazen denemekle kalmıyoruz!

Çünkü tüm bunlar devrilmeyi hak eden sistemin kurgusundan başka bir şey değil. Bir kurgu, farklı şekillerde de yazılabilir, dönüştürülebilir. Kendimizi sevmemize engel olan, kendimizi sürekli değiştirmek istememize yol açan bir sistemin verdiğinden kurtulmak kolay değil. Bunun adına bu yüzden sistem diyoruz zaten. Ama artık tüm dünyada feminist ve LGBTİ+ hareketin ne kadar büyüdüğünü biliyoruz. Bu hareketliliklerin yanı sıra Türkiye’de de aktif olan Beden Olumlama Hareketi hepimize ilham verebilir. Kendini seven bir kadın bize ilham verebilir.

Kendine güvenen kız çocuklarının yetişmesi için artık daha fazla sayıda bilinçli ebeveyn ve diğer toplumsal etki yaratan insan var. Boşanma sayılarındaki artış kadınların artık kendisi için daha iyi bir hayat istemekle ilgili daha cesur olduğunu gösterebilir.

Kendini sevmenin bir lüks olmadığına, daha iyisini hak ettiğimize inanmak için bu gerçeği kendimize sürekli hatırlatmamız gerekir; “Ben iyi bir hayatı hak ediyorum,” diyerek güne başlamak.

Kendini seven her bir kadın, kendi değerlerini var ederek bu sistemi aksatmış olur. Bu yüzden kadının kendini sevmesi devrimdir.


[1] Michel Foucault, Biyopolitikanın Doğuşu, sf. 38.
[2] James M. Jasper, Protesto, sf. 60.
[3] Değer konusu için bkz: çarkı döndürmek, sisteme çomak sokmamak. Ancak şimdilik konuyu çok uzatmamak için buraları geçiyorum.
[4] Eli Clare, Exile and Pride: Disability, Queerness and Liberation, sf. 145.
[5] Sara Ahmed, Feminist Bir Yaşam Sürmek, Sel Yayınları, sf. 67.

Kapak Görseli: Hayv Kahraman

Bi+ ve feminist. İngiliz Edebiyatı bitirip metin yazarı ve çevirmen oldu. Kadın Çalışmaları tezi için duygular ve politika ilişkisini inceliyor.

Yorumlar

  • Ağustos 8, 2019
    yanıtla

    Merve G.

    Niye bilmiyorum ama okurken kendimi çok iyi hissettim

Yoruma yanıt