Bir Sergileme Mecrası Olarak Radyo: 17. İstanbul Bienali ve Radyo Bienal

Bienaller, çağdaş sanatın en görünür sergileme formatlarından biri olarak uzun süredir fiziksel mekân, dolaşım ve ziyaret deneyimi etrafında örgütlenir: İzleyici belirli bir süre içinde belirli mekânları gezer, yapıtlarla karşılaşır ve en ideal ihtimalle sergi mekânı kamusal bir buluşma alanı işlevi görür. Ancak COVID-19 pandemisiyle birlikte kamusal alanın kısıtlanması ve kültürel etkinliklerin askıya alınması, bu mekân temelli modelin kırılganlığını görünür kıldı. 17. İstanbul Bienali de bu koşullarda, sergiye dayalı alışıldık yapısı üzerine biraz daha eğildi ve daha dağınık, süreç odaklı ve alternatif mecralara yönelen bir form geliştirdi. Bu yönelimin en dikkat çekici örneklerinden biri, Açık Radyo 95.0 iş birliğiyle hayata geçirilen ve haftalık yayınlar halinde gerçekleşen Radyo Bienal projesiydi. Proje, 2022 yılında Açık Radyo 95.0da (şimdiki adıyla Apaçık Radyo) gerçekleşmiş bir radyo projesi. Açık Radyo, Radyo Bienalin yayınlandığı dönemde karasal yayın yapan bir radyo niteliği taşıyordu. 16 Ekim 2024te radyoya iletilen lisans iptal kararının ardından yaşanan süreçte Açık Radyo adını Apaçık Radyo olarak değiştirdi ve kısa bir aranın ardından yayınlarını internet üzerinden sürdürmeye başladı.[1]

Radyo, her ne kadar dijital ve görsel kültür çağında nostaljik ya da ikincil bir araç gibi görünüyor olsa da, 17. İstanbul Bienali kapsamındaki projelerden biri olan Radyo Bienal radyoyu yalnızca bir iletim kanalı olarak değil, sanat üretiminin ve kamusal karşılaşmanın gerçekleştiği bir sergileme mekânı olarak yeniden işlevlendirmeyi denedi. Bu yazı, Radyo Bienali İstanbul Bienalinin mekân, izleyici ve kamusallık anlayışını dönüştürmeye yönelik alternatif bir sanat mecrası olarak ele almayı deniyor ve radyonun İstanbul Bienali tarafından çağdaş sanat bağlamında yeniden” etkinleştirilme girişimini tartışmaya açmayı amaçlıyor.

Radyo, Radyonun Sanat Mecrası Olarak Kullanımı, Ses Kolajı ve Podcast

Radyo artık Walter Benjamin’in zamanında olduğu şekliyle bir “büyülü kutu” gibi görülmese de bugün hâlâ iletişim, bilgi dağıtma ve eğlence işlevlerini korumaktadır. Benjamin için radyo, kitleleri eğiten, hayal gücünü özgür bırakan ve toplumsal dokudaki bozulmaları tedavi edebilecek pedagojik ve siyasi potansiyele sahip bir mecradır.[2] Tam olarak bu eğitsel ve hayal gücüne alan açan nitelikleri sebebiyle özellikle 20. yüzyılın başında ulus devletler radyoya büyük önem atfetmişlerdir. Propaganda ve ulusal dilin ve kültürün yerleşmesini, toplumlar arasında kabul görmesini ve yaygınlaşmasını sağlamak gibi amaçlarla radyo çok önemli bir araç olmuştur. Devlet gibi büyük kurumlarca kullanımlarının dışında, informal anlamda kitleler arası bir iletişim aracı ve pedagojik bir araç olarak radyonun günümüzde hâlâ dünyanın çeşitli bölgelerinde küçümsenemeyecek derecede önemli bir araç olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Radyo hakkında konuşacağımız zaman, radyonun bir medium olmasından farklı şeyler de ifade ediyor olabiliriz. Radyo oyunları, müzik programları, mülakatlar, haber programları gibi konseptler radyoyu mecra olarak kullanır. Günümüzde internet ve dijital medyanın da gelişimiyle on-demand[3] dinleme alışkanlıklarının yükselişe geçmesi nedeniyle geleneksel radyonun haber alma, bilgi yayma ve eğlence aracı işlevleri etkisini ve kullanım yaygınlığını yitirmiş durumdadır. Eskisi kadar takip edilmese de radyo birçok yaratıcı olanağı içinde barındırmakta. Radyo Bienal projesi de bu olanak alanını görüp değerlendirmeye çalışmış girişimlerden biri.

Radyonun geleneksel kullanım alanını esneten radyo sanatı ses, müzik, efekt ve sessizliği kullanarak bir atmosfer yaratmayı, hikâye anlatmayı veya duygu aktarmayı amaçlayan bir sanatsal ifade yöntemi olmuştur. Böylece radyonun sadece haber veya müzik yayınlamak için bir araç olmadığını, sesin kendisini yaratıcı bir araç olarak kullanarak özgün eserler ortaya çıkardığını söylemek mümkün. 20. yüzyılın ortalarında, radyo sanatı, Avrupa’da ve ABD’de önemli bir kültürel ve sanatsal alan olarak kabul görmüştür. Sevgi Soysal’ın yazmış olduğu ve Radyo Bienal’in tüm bölümlerinin son kısmında yer alan Venüslü Kadınların Serüvenleri[4] radyo tiyatrosuna bir örnektir. Günümüzde, radyonun temel işlevlerini baz alarak sesli kitle iletişiminin internet ve dijital medya ile buluşmasıyla ortaya çıkan podcast formatı, kayda değer bir yaygınlık kazanmış ve tercihe dayalı dinleme pratiğinde önemli bir alan sahibi olmuştur. Dünyanın içinden geçtiği krizler, sosyopolitik ve ekonomik koşullar da göz önüne alındığında bu dijital formatın gelişimi daha anlaşılır bir hale gelmekte.

Radyo sanatı dönemsel olarak 1930-1950 gibi bir tarih aralığında başlamış olan, farklı janrları olan ve radyo için üretilen özgün çalışmaları ifade ediyor. Radyo Bienalin radyo için üretilen ve genel karasal yayın kapsamında dinleyiciyle buluşan bir proje olduğunu söylemek mümkün olsa da projeyi ifade edecek en uygun kavramın ses kolajı kavramı olduğu düşüncesindeyim. Derleyerek ifade edecek olursak, Radyo Bienal, broadcast edilmiş, yani bir yayın takvimi içerisinde düzenli ve gerçek zamanlı olarak önceden kaydedildikten sonra yayınlanmış bir radyo programıdır. Radyoyu mecra olarak kullanan çalışmalar ses kolajı olarak bir araya getirilmiştir ve içeriğinde bienal katılımcısı olan ses/video sanatçılarının ses çalışmalarından (sound art) kesitler bulunmaktadır. Bütün bu özelliklerinin yanında bilingual bir podcast projesidir, çünkü ilk olarak yayınlandığı 2021 yılının ardından 2022 yılında da podcast olarak Spotify, Apple Podcasts gibi streaming platformlarına yüklenmiş ve Açık Radyo kayıt arşivinde yerini almıştır.

Radyo sanatı ile radyoyu bir mecra olarak kullanan sanat arasındaki farkın, sanatçının radyo teknolojisiyle kurduğu ilişkinin derinliği ve biçimiyle ilgili olduğunu söylemek mümkündür. Bu ayrım, sanatçının radyo teknolojisini yalnızca bir iletim aracı olarak mı yoksa sanatın kendisi için bir malzeme olarak mı kullandığına bağlıdır. Radyo sanatı, radyo teknolojisinin (yayın, alım, elektromanyetik dalgalar) estetik ve kavramsal olanaklarını araştıran bir sanat formudur. Bu türde, radyo sadece bir iletim aracı değil, aynı zamanda sanatın kendisidir. Sanatçılar, radyo dalgalarını, frekansları, sinyalleri ve elektromanyetik spektrumu doğrudan sanatsal malzeme olarak kullanırlar.​ Radyo sanatı, Tetsuo Kogawa’nın tanımıyla, “radyasyonun ya da ışınımın sanatı”dır ve elektromanyetik dalgaların manipülasyonunu içerir. Bu yaklaşım, radyo dalgalarının kendisini heykelsi veya performatif bir malzeme olarak ele alır.[5] Radyonun manipüle edilerek kullanımı söz konusu olunca, Radyo Bienal’de de yer alan Oda Projesi’nin bazı çalışmalarını örnek vermek uygun olabilir. Oda Projesi’nin Radyo Bienal dışındaki bazı çalışmaları radyoyu korsan radyo olarak, yani ana akımın dışında bir iletişim ve bir araya gelme aracı olarak kullanarak bu mecrayı farklı bir boyuta çekmektedir.[6]

Radyo Bienal, radyoyu mecra olarak kullanan bir ses kolajları serisi olarak bir sanat projesidir. Bir çağdaş sanat pratiği olarak ses kolajı, farklı ses parçalarının kesilip birleştirilerek yeni bir işitsel kompozisyon oluşturulmasıdır. Konuşmalar, radyo kesitleri, ortam sesleri, müzik parçaları, arşiv kayıtları ve gürültü-efekt gibi unsurlar kullanılarak oluşturulan bu kompozisyonlar ses enstalasyonlarında, radyo sanatı ve radyo tiyatrosu deneylerinde, performans sanatında/canlı sanatta, deneysel müzikte ve podcastlerde yer alabilir.

COVID-19 Pandemisi Dönemi ve Türkiye’nin Politik ve Sosyoekonomik Koşullarının Gölgesinde 17. İstanbul Bienali

Türkiye’de süregelen siyasi-sosyal baskı ortamı ve ekonomik darboğaz nedeniyle nitelikli yayınların devam etmesi gittikçe güçleşmiştir. Ekonomik güçlüklerle kapanan süreli basılı yayınlar, yayınevleri, TV medyasının ve gazetelerin birbirinin kopyası manşetleri ve içerikleri, siyasi baskı ortamının yarattığı sansür ve otosansür mekanizmalarının yaygınlığı, salgın önlemleri kapsamında sosyal ortamların zayıflaması ve etkinliklerin azalması ve durdurulması gibi çok katmanlı sorunlardan İstanbul Bienali’nin de etkilenmemesi mümkün değildi. Öte yandan, daha sonradan Türkiye’nin kültür sanat ortamında çeşitli inisiyatiflerce de tartışmaya açılacak bir mesele olarak bienal ekibinin ve genel anlamda İKSV’nin kendini yenileyemeyen-şeffaflıktan uzak karar alma mekanizmaları, birçok krizin bir arada yaşandığı bu dönemde göz ardı edilemez bir başka problemdi.

17. İstanbul Bienali’nin hazırlandığı 2021 yılı Türkiye ve dünyanın henüz COVID-19 küresel salgınını atlatamamış, “normalleşememiş” olduğu bir dönemdi. Fiziksel anlamdaki kamusal alanın daralması ve öncelikli bir buluşma alanı olarak kullanılamaz bir durumda bulunması bienalin küratörlerinin sergileme ve kamusal program hazırlama noktasında farklı stratejiler belirlemesinde etkili olmuştur. 17. İstanbul Bienali’nin Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh’den oluşan üç küratörü vardı. Karantina uygulamaları ve sokağa çıkma yasakları gibi önlemler nedeniyle fiziksel sergilemeden vazgeçilmişti. Bu dönemde küratörlerden David Teh, bienalin kamusal programına yeni bir yaklaşım getirdi ve Radyo Bienal fikrini geliştirdi. Projenin koordinatörlüğünü Zeyno Pekünlü üstlendi.[7]

Radyo Bienal’in içeriğini temel olarak bienalde görsel çalışmaları sergilenen sanatçıların sesli çalışmaları, güncel şairlerin şiir okumaları (Şiir Hattı)[8] ve bienalde katılımcı olarak adı geçen kolektifler, dernekler ve vakıflarla söyleşiler oluşturuyor. Radyo Bienal’in her kaydında kısımlar arası geçişler Oda Projesi’nin çeşitli ses çalışmaları ile ve Açık Radyo arşivinden çeşitli seslerle yapılıyor. Oda Projesi’nin Radyo İçinde Radyo anonsuyla dinleyici gündelik hayattan sesler duyuyor. Bir annenin, çocuğunun ve başka ev kadınlarının sesleri ile dinleyici, görülmeyen ev içi emeğe dikkat çeken gündelik seslerle karşılaşıyor. Her bölümün son kısmında Sevgi Soysal’ın Venüslü Kadınların Serüvenleri isimli radyo oyunundan bir kesit seslendiriliyor. Tüm bu kısımları ve nitelikleriyle bir kolaj ortaya çıkaran Radyo Bienal, dinleyiciyi şaşırtıyor, eğlendiriyor, bilgilendiriyor ve 17. İstanbul Bienali’nin ele almaya çalıştığı bazı kavramlar ve konular üzerine çok boyutlu bir düşünme alanı açmaya girişiyor.

Görünmeyeni Duyurmak: Radyo Bienalin İşaret Ettikleri

17. edisyonuyla İstanbul Bienali’nde ilk defa denenen bir format olarak Radyo Bienal, radyonun çeşitli olanaklarını kullanırken öncelikle Açık Radyo’nun dinleyici kitlesini hedef olarak seçmişti. Açık Radyo, İstanbul Bienali için iş birliği yapmak açısından uygun bir kurumdu. Radyonun, politik görüşü, sosyal meselelere ve dünyaya olan bakışı anlamında İKSV ile buluştuğu birçok nokta olduğunu söylemek mümkün. Dönemin şartları göz önüne alındığında Radyo Bienal’in, 17. İstanbul Bienali kapsamında kayda değer sonuçlara ulaşabildiğini söylemek pek mümkün olmasa da bienalin bu edisyonunda deneysel olarak ve birçok güçlükle gerçekleştirilebilen projenin gelecek edisyonlar için öğretici ve ilham verici olduğu düşüncesindeyim.

Dönemin İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer, bienal rehberine yazdığı önsözde, bienal için çalışmaya 2020 yılının başlarında, COVID-19’un etkisini Türkiyede göstermesinden hemen önce başladıklarını söylüyor ve ardından salgının Türkiyede de yaygınlaşması nedeniyle o dönemde yalnızca internet üzerinden buluşabildiklerini belirtiyor.[9] Sokağa çıkma kısıtlamalarının yaygınlaştığı ve toplu etkinliklerin yasaklandığı ya da ertelendiği bu dönemde bienal için de yeni yollar bulmanın gerekliliği ortaya çıkıyordu. İstanbul Bienali ekibi ve küratörleri Ute Meta Bauer, Amar Kanwar, David Teh, böyle bir düşünme biçiminden yola çıkarak bienali tek bir başlık altında büyük ölçekli bir sergi olarak kurgulamak yerine, süreci ve bir aradalığı önceliklendiren bir tarım terimini ele alarak bienalin kavramsal çerçevesini yeniden kurguladılar. Bu terim “kompost” idi.

Kompost kavramının şemsiye olarak kullanıldığı bienalin küratoryal çerçevesi içerisinde şu başlıklar yer alıyordu: Haberlerin Başka Araçlarla Sürdürülmesi, Öğrenmenin Yolları, (An)arşivleme, Temel Politika—4, Duyu-ötesi Estetik, Uzak Geçmiş—Alışılmışın Dışında Kadim Çözümler. Bienalin omurgasını oluşturan bu başlıkların Radyo Bienal’in kurgusunda da olabildiğince etkili şekilde yer alması sağlanabilmiş. Yirmi altı hafta boyunca Açık Radyo 95.0’da her pazartesi 15.30’da yayınlanan bölümler, tekerrür eden bazı kısımlardan/unsurlardan oluşuyordu, bunları kabaca aşağıdaki şekilde özetlemek mümkün:

  1. Söyleşiler, konuşmalar ve tartışmalar
  2. Katılımcı sanatçı ve kurumların/inisiyatiflerin sesli çalışmaları ya da videolarından sesler
  3. Oda Projesi’nin radyo içinde radyo çalışmasından sesler
  4. Açık Radyo arşivinden kayıtlar
  5. Şiir Hattı şairlerinin şiir okumaları
  6. Venüslü Kadınların Serüvenleri oyun okuması
  7. Diğer efektler-geçiş efektleri

Küratörlerinin ortaklaşa kaleme aldığı giriş metninde bienalin bu edisyonunun amacı şu şekilde ifade ediliyor: Bu bienalin projeleri, bu gazetenin muhabirleri, bu buluşmanın konukları, içinde bulunduğumuz zamana -gezegende bizzat yol açtığımız ve hep birlikte yüzleşmemiz gereken bu işlev bozukluğuna- çok eski ve çok yeni teknikleri, yakınlardan ve uzaklardan gelen fikirleri öğrenerek ve paylaşarak anlam vermeye çalışan bireyler ve gruplar olacak. Bienalin platformundan ve içinde bulunduğumuz kırılma ânının tuhaf ağırlığından faydalanan bu kompostlaşma süreci, onların fikirlerini eylemliklerini sergiler, yayınlar, sohbetler ve canlı etkinliklerle İstanbula, Türkiyenin başka yerlerine, hatta daha da ötesine duyuracak. Büyük bir gösteri sahnelemek yerine alan açmaya teşvik etmeyi, mevcut sivil ve kültürel alışveriş mekânlarını birbirine bağlamayı, az kullanılan veya atıl kalmış olanları ise etkinleştirmeyi hedefliyoruz.”[10]

Bienalin kavramsal duruşunu döneminin ruhundan ayrı düşünmenin mümkün olmadığını göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiyeyi bienalin bu edisyonunun hazırlandığı zamana getiren olguların içinde COVID-19 salgınının yanı sıra 2013’teki Gezi direnişini, artan toplumsal baskı mekanizmalarını da ele almamız iyi olacaktır. Küresel salgın dönemindeki uygulamaların fiziksel ortamda buluşmanın en temel gereklilik olduğu kültür-sanat/eğlence sektöründe ciddi bir durgunluk yaratmasıyla ilgili düşüncelerini ifade ettiği bir metninde Süreyyya Evren, böyle bir ortamda sanatsal mevcudiyet alanlarının sorgulamaya açıldığını yazıyor.[11] Yeni sanatsal mevcudiyet olanaklarının araştırılmaya başlandığı dönemde, Occupy ve Gezi gibi hareketleri örnek göstererek Hakim Beyin “TAZ” (Temporary Autonomous Zone) kavramından[12] da yola çıkarak dijital mevcudiyetin artık bir namevcudiyet sayılamayacağını vurguluyor.

Özetle, dönemin koşulları dikkate alındığında, 17. İstanbul Bienali’nin klasik sergilemenin ötesine geçmek için neden yeni stratejiler uygulamaya yöneldiğini anlamak mümkün. Ayrıca bienalin, küratoryal metninden çıkarılabileceği üzere bundan sonraki edisyonlar için farklı bir yaklaşım sergileyerek yeni bir temel oluşturmasına dair bir niyet taşıdığı da görülüyor. Ne var ki, 17. İstanbul Bienali’nin bizzat bütün bu koşullarının gazabına uğradığını söylemek yanlış olmaz. Bu edisyonun görünürlük ve kitlelere ulaşımı anlamında, eğitsel anlamda ve yeni bilgi üretimi konusunda ne derece etkili olduğu tartışmaya açıktır. Radyo Bienal özelinde de, bienalin sergilerine eşlik eden hatta bienali “görülecek” bir yer, fiziksel sergi mekânı olmaktan çıkarabilecek bir araç olması fikri güçlü duyulsa da, şu anda bu projenin pek hatırlandığı söylenemez.

Mekân sergilerinin bienalin kapsamında olmadığı dönemde planlanıp kurgulanıp yayınlanmasının ardından Radyo Bienal, podcast formatında herkes için ve her zaman ulaşılabilir oldu.[13] Bienali bir “yer” olmaktan çıkarıp bir “akışa” dönüştürmeyi hedeflemiş olsa da, bienalin hazırlandığı dönemde de -Açık Radyo yayınları dönemi- bienal sergilerinin açıldığı dönemde de -podcast olarak dinlenebilir olduğu dönem- projenin gereken ilgiyi görmediği ve etkili olmadığı düşüncesindeyim.

Sanatın uluslararası anlamda günümüzde de halen en geniş çaplı, en nitelikli ve en güncel sergileme formatı olarak bienallerin sahip oldukları bilgi üretme kapasitelerinin yanında ürettikleri bilgiyi yayma kanallarını çeşitlendirme ve güçlendirme görevlerinin de olduğunu düşünüyorum. Radyo Bienal projesinin bundan sonra gerçekleşecek edisyonlar için de bu anlamda yol gösterici olmasını umduğumu söyleyebilirim. Zamanında çok çeşitli sebeplerden etkisini gösterememiş olsa da projenin yenilikçi bir girişim olduğu ve potansiyelinin yüksek olduğu görüşünü taşıyorum. Radyoyu nostaljik bir araç olmaktan çıkararak yeniden sanat üretimi için bir mecra olarak tahayyül edebilmemizi sağlayan Radyo Bienal projesi, gelecekte de hibrit sergileme olanaklarının önünü açabilir. Sadece kriz dönemlerinde değil, genel anlamda bilginin üretimi, doğru bilgiye erişim ve bu bilginin paylaşılması gibi konular göz önüne alındığında radyonun ve dijital medyanın sağladığı olanaklar sayesinde başka sesli mecraların alternatif kamusal alanlar oluşturma gücü yeniden değerlendirilmelidir.


[1] https://apacikradyo.com.tr/duyuru/acik-radyonun-kapatilmasina-dair-merak-edilenler, Erişim tarihi: 3 Şubat 2026
[2] “In Voice Land”: Benjamin on Air, Walter Benjamin and Education: The Politics of Pedagogy içinde, Ilit Ferber, s.144, Bloomsbury Academic, 2022
[3] On demand dinleme: Çeşitli platformlarca sağlanan müzik ve diğer içerikleri istenildiği zaman istenildiği sıra, akış ve öncelikle dinleme pratiği. Spotify, Apple Music, YouTube, SoundCloud, on demand dinlemeyi sağlayan platformlara örnek olarak sayılabilir.
[4] Venüslü Kadınların Serüvenleri, Sevgi Soysal’ın 1970’lerde TRT’de çalıştığı dönemde radyo tiyatrosu formunda yazmış olduğu bir dramatik metindir. Metin, kadınların gündelik hayattaki sıkışmışlıklarını, kendilerine atanan toplumsal rolleri ile mücadelelerini, yalnızlıklarını ve özgürleşme arayışlarını ironik ve eleştirel bir dille ele alır.
[5] https://anarchy.translocal.jp/radioart/20080710AcousticSpaceIssue_7.html, Erişim tarihi: 10 Şubat 2026
[6] https://odaprojesi.blogspot.com/, Erişim tarihi: 6 Şubat 2026
[7] Fiziksel mekânda sergilemenin olmayacağına dair karar 2021 yılında alındı. Aynı yıl Radyo Bienal projesi gerçekleşti. 2022 yılında bienalin mekân sergilerinin açılmasına karar verildi ve 17. İstanbul Bienali 17 Eylül – 20 Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleşti.
[8] Şiir Hattı projesi ile ilgili daha fazla bilgi için: https://bienal.iksv.org/tr/17b-sanatcilar/siir-hatti, Erişim tarihi: 10 Şubat 2026
[9] 17. İstanbul Bienali—Rehber, Örer, Bige, s. 12, İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2022
[10] agy, s. 21
[11] Sanat ve Anlamın İnşası, Evren, Süreyyya, s. 15-17, Kafka Kitap, 2024
[12] Temporary Autonomous Zone: Geçici Otonom Bölge, Hakim Bey’in The Temporary Autonomous Zone (1991) kitabında ortaya attığı, devlet ve otoritenin denetiminden kısa süreliğine kaçıp insanların özgürce ilişki kurabildiği, geçici ama özerk alanı/ânı ifade ettiği kavram.
[13] https://apacikradyo.com.tr/program/radyo-bienal, Radyo Bienal’i Açık Radyo arşivinde bu bağlantıdan dinlemek mümkün. Erişim tarihi: 13 Şubat 2026

Kapak Görseli: Açık Radyo’nun 17. İstanbul Bienali sergileri kapsamında Barın Han’a kurduğu arşiv-sergi alanı.

Bağımsız küratör, iletişim uzmanı ve yazar. Sanat ve kültür yönetimi alanında yüksek lisans öğrenimini sürdürüyor. Radyo Modyan’da çağdaş müzik, caz ve ambient ağırlıklı seçkiler sunduğu radyo programı Oralarda Havalar’ı yapıyor.

Yoruma yanıt