Açıklama
İnsanlar yaşadıkları konutu, evlerini, çoğunlukla kamusal ve mahrem; genel ve özel alanlara ayırarak deneyimlerler. Genel alan, salon, dışarıdan gelen ziyaretçilerin davet edildiği ve misafirlerin ağırlandığı yerdir. Yatak odaları ve diğer iç odalar, kişisel ihtiyaç ve gündelik işlevlere yönelik daha mahrem bölümlerdir. Türkiye ev kültürü bağlamında, ev halkının gündelik yaşantısı ve misafirliğin yer alacağı alanların ayrışmasına önemli bir vurgu vardır nedense. Yani hem misafirin mahrem alanlara hem de ev halkının salona girmesini önleyen evcil bir yasaklama söz konusudur. Özenle dekore edilen, temizliği düzenli yapılan ama gündelik zeminde dokunulmayan, girilmeyen salonları Orhan Pamuk küçük birer müzeye benzetmiştir. Bu keskin ayrışmanın ev içi gerginlik ve bölünmüşlük hissi gibi sonuçları da olabilmektedir.
Üretimhane’de edebiyattan ve sosyolojiden ‘müze-salon’ pratiğine dair yorumlamaları inceleyeceğiz. Dokunulmaz bir teşhir niteliğine sahip salonların, güncel ev yaşantısı bağlamında anlamları ve anlamsızlıkları ile ilgili bir istişare yapacağız. Kişisel tarihlerimizden yalıtılmış salonlarla ilgili anıları, değişik boyutlarıyla paylaşacağız.
Not: 29 Ağustos’taki etkinliğin ardından katılımcılar, müze-salon pratiğine ilişkin anılar ve eski salon fotoğrafları vb. materyaller/üretimler ile birlikte 17 Eylül’deki 2. bölüme katılabilirler. Yeterli sayıda malzeme olması durumunda ekim ayı içerisinde Üretimhane’de karma sergi düzenlenmesi planlanmaktadır.
