Toplumsal Cinsiyeti Düşünmeye Çocuk Edebiyatıyla Başlamak

Bir disiplin olarak toplumsal cinsiyet çalışmalarını tarihsel süreç içerisinde değerlendiren çoğu çalışma incelendiğinde sosyal politikalardan kültürel yaşama, medyanın rolünden basılı yayınların etkisine kadar birçok konunun disiplinlerarası bir bakış açısıyla ele alındığı görülür. Değişen zamanların kültürel ve toplumsal kodlarından doğrudan etkilenen toplumsal cinsiyet olgusu, bireylere atfedilen cinsiyet rollerinin pratik yaşamlarımızdaki yansımasıdır. Sözün ve yazının ürettiği kültürel kodlar, kişilerin gündelik yaşam pratiklerini belirlediği gibi birey üzerinde bir çeşit öz-denetim mekanizması da oluşturur. Kişi nasıl davranacağına, konuşacağına, tepki vereceğine içselleştirdiği bu kodlar çerçevesinde karar verir ya da zihnin reddettiği oranda istemsizce olması gerektiği gibi davranmaya zorlanır ki oto-sansürün ortaya çıkışıdır burada görünen.

Farklı üniversite ve bölümlerde yürütülen toplumsal cinsiyet çalışmaları bugüne kadar ders kitaplarındaki çizimlerden televizyon dizilerine, reklam afişlerindeki söylem ve görsellerden masallardaki sembol ve imgelere kadar birçok içeriği inceledi ve itirazlarını dile getirdi. Son on yıldaki çalışmalara baktığımızda ise toplumsal cinsiyet çalışmalarının ana odaklarından birisinin süreli yayınlar olduğu göze çarpar. Gazetelerin artık basılı olarak çok sınırlı sayıda insana ulaştığı 2010 sonrası dönemde okur kitlesini korumayı başarmış matbu dergilerde toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl kurulduğunu analiz eden yayınlar önemli bulgulara ulaşmıştır. Bunlar içerisinde en yakın zamanlı üç örnek “Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Temsili ve Medya: TRT Çocuk Dergisi Örneği” (2020), “Osmanlı’dan Günümüze Süreli Yayın İllüstrasyonlarında Türk Kadını ve Görünürlüğü (Kafa, Masa, Ot Dergi Örnekleri ve Değerlendirmeler)” (2021) ve “1980-2020 Yılları Arasında Medyada Kadın Temsilinin Dönüşümü” (2022) başlıklı makalelerdir. Toplumsal cinsiyet kodlarının dergi görsellerinde nasıl değişime uğradığını tarihsel bir çerçevede sunan ikinci makalede, bahsi geçen dergilerde kadın görünürlüğünün artmış olduğu dile getirilirken, TRT Çocuk dergisinde geleneksel rollerin korunduğu vurgulanmıştır. Son makale ise Elele Dergisi’nin içerik analizi yöntemiyle incelenmesi sonucunda Türkiye’de kadın imajının iktidar mekanizmasının ve tüketim kültürünün istediği doğrultuda şekillendirildiği saptanmıştır. Araştırma tarihimizi biraz daha gerilere çekecek olursak, süreli yayınlarda kadın ve erkek temsilleri odağında daha fazla araştırma makalesine ulaşmak mümkündür. Denilebilir ki popüler kadın ve erkek dergilerinden mizah dergilerine kadar birçok yayının içerik analizi yapılmış, Türkiye’de meydana gelen toplumsal değişikliklerin kültürel hayata ve gündelik yaşama yansımaları ele alınmıştır. Bu araştırmalar ülkedeki toplumsal cinsiyet sorunsalının, cinsiyet rollerinin ve cinsiyet merkezli birçok açmazın tartışılması ve anlaşılması konusunda şüphesiz çok önemlidir. Ne var ki üzerinde bu kadar kalem oynatılan bir konuda sorunun başlangıç noktasına dönerken atlanılan önemli bir alan vardır. Toplumsal cinsiyet rollerinin köklenip toplumsal kimliklerin bir parçası haline gelmesi sürecinde baskın rol oynayan çocukluk evresi, nadiren tartışmaların ana konusu olabilmiştir. Tıpkı toplumsal cinsiyet gibi sosyal bir inşa[1] olan çocukluk, toplumların kültürel kodları ve beklentileri etrafında şekillenmiştir. Ancak bu yapısal benzerlik çocukluğun bir mesele olarak tartışılmasıyla sonuçlanmamış, çocukluk çoğunlukla bir gelişimsel evre olarak ele alınmışır. Sonuç olarak çocukların gündelik yaşam pratiklerinde karşımıza çıkan cinsiyet rollerinin kalıcı hale gelerek bir düşünme kalıbı oluşturduğu ve yetişkinlikte bunun değiştirilmesi zor davranışlara dönüştüğü yeterince irdelenmemiştir. Yakın dönem çocuk gelişimi çalışmalarında James ve Prout, çocukluğun “sınıf, cinsiyet veya etnik köken gibi değişkenlerden asla tamamen ayrılamaz”[2] olduğunu vurgulamıştır. Çocukluğun gelişimini tarihsel bir çerçevede ele alan derlemelerinde Akbaş ve Atasü Topçuoğlu, çocukluk söyleminin her zaman büyüklerin “özne” olduğu bir söylem olarak karşımıza çıktığını belirtmiş, bu “özne sorununun” çocukluğun toplumsal ve kültürel bileşenlerinin yok sayılmasına sebep olduğu iddia etmiştir.[3] Güncel çocukluk sosyolojisini karşılaştırmalı kaynaklarla inceleyen Sevinç Güçlü ise “çocukluğun zaman ve mekan bağımlı olarak inşa edildiğini, çocukluğun ve çocukların deneyimlerinin basit bir biçimde yaş ve gelişim aşamaları ile ifade edilen biyoloji ile belirlenemeyeceğini” ifade etmiştir.[4] Tüm bu vurgulara rağmen Türkiye’de bugün toplumsal cinsiyet çalışmaları çocukluğu toplumsal bir inşa olarak incelememekte, çocukluk çalışmaları ise toplumsal cinsiyet sorununa henüz eğilmemektedir.

Yukarıda sıralanan tüm bu sebeplerle, bu yazı toplumsal cinsiyet konusuna bambaşka bir perspektiften bakmayı ve bu sayede gerek çocukluk gerekse toplumsal cinsiyet çalışmalarında yeni bir kapı aralamayı deneyecektir. Toplumsal cinsiyet çalışmalarının son on yılda araştırma nesnesi olarak seçtiği süreli yayınlar, bu yazıda toplumsal cinsiyet-çocukluk ilişkisi bağlamında ele alınacaktır. Çocukluk tarihinin henüz yeni yeni inceleme konusu olduğu, çocukluk çalışmalarının geçerli bir alan olarak çok yakın zamanda tanınırlık kazandığı Türkiye’de yayın hayatlarına devam eden üç süreli yayının toplumsal cinsiyet meselesine yaklaşımı örneklerle sunulacaktır. İlk olarak, yayın hayatına 2021 yılında başlamış ve henüz herhangi bir incelemeye konu olmamış süreli yayınlardan biri olan Sözelti Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Dergisi özelinde toplumsal cinsiyet meselesini bir de çocuk ve genç özne odağında düşünmeye açacak, çocuk ve gençlik edebiyatının cinsiyet kodlarıyla mücadelesi bir araştırma alanı olarak sunulacaktır. Böylelikle yetişkin öznelere yüklenen toplumsal rollerin izlerini akla maalesef ki hâlâ çok az gelen çocuk edebiyatında aramanın gerekliliği hatırlatılacaktır. İkinci olarak, yayın hayatına 2017 yılında başlayan Uluslararası Çocuk Edebiyatı ve Eğitim Araştırmaları Dergisi’nde (ÇEDAR) yayımlanan makaleler odağında çocuk edebiyatı özelinde kaleme alınmış çalışmalar incelenecektir. Toplumsal cinsiyet sorunun metinlerdeki temsili, cinsiyet rollerinin dağılımı hangi açılardan ele alındığı ve sorunun nasıl öne çıkarıldığı sunulacaktır. Son olarak, 1990 yılında kurulan Çocuk Vakfı’nın hakemli ve bilimsel dergisi olan ve ilk sayısını 2015 yılında çıkaran Çocuk ve Medeniyet Dergisi incelemeye konu edilecektir. Bu üç derginin seçilme nedeni çocuğun dikkatini çekecek reklam ve görsellerle dolu popüler kültür ürünlerinin çoğaldığı bir mecrada çocuk üzerine düşünen, araştıran ve üreten insanları bir araya getiren dergiler olmasıdır. Her üç dergide yer alan yazılar çocuğun özne pozisyonunu, gerçekliğini ve özgürlüğünü ön plana çıkarmaktadır. Dergiler özelinde bakıldığında ise şu sebepler öne sürülebilir: Sözelti Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Dergisi, çocuk ve gençlik edebiyatı eleştirisinin gelişmesine, çocuk edebiyatının ayrı bir akademik alan olarak tanınmasına sunduğu katkılardan ötürü çok değerli ve özgün bir dergidir. Kitap tanıtımından öteye geçemeyen birçok girişimin aksine nitelikli edebiyat eleştirisini önceliklendiren bir yayıncılık politikası izlemektedir. ÇEDAR, İngilizce ve Türkçe dilinde makaleleri okurlarına yılda iki kez online olarak ulaştıran hakemli ve bilimsel bir dergidir. Tıpkı Sözelti gibi, ÇEDAR da çocuk edebiyatını salt çocuk eğitiminin bir parçası olarak görmemiş, çocuklara yönelik yazılan metinlerin edebi eleştiri süzgecinden geçmesini sağlamıştır. Çocuk ve Medeniyet Dergisi sadece çocuk edebiyatı değil, çocuğu ilgilendiren birçok konuda yazılan makalelere ve yazılara yer verdiği için bambaşka bir yerde durmaktadır. Derginin Çocuk ve Felsefe, Çocuk Kültürü, Çocuk Sosyolojisi, Engellilik gibi tematik sayıları çocukluk çalışmalarının bütünselliği hakkında da fikir vermesi adına önemlidir.

Sözelti Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Dergisi, Türkiye’de çocuk ve gençlik edebiyatı alanında üretilen eserlerin edebi ve estetik yönünü öne çıkaran bilimsel bir derginin boşluğunu doldurmaktadır. Ağustos 2023’te dokuzuncu sayısını yayımlayan Sözelti, müstakil bir araştırma alanı olarak kabul ettiği çocuk ve gençlik edebiyatı alanında kaleme alınmış inceleme ve araştırma yazıları, özgün makaleler, kitap tanıtımları, çeviri yazıları  ve ropörtajlara sahip zengin bir içeriğe sahiptir. Alan edebiyatında çocuğun özgürlüğü, eşitliği ve gerçekliği ilkelerinden yola çıkarak bilimsel bir çerçevede yazılarını okurlarına ulaştıran derginin savunucusu olduğu bir diğer ilke de cinsiyet eşitliğidir. Çocukluk felsefesinin ve sosyolojisinin henüz çok yeni tartışılmaya başlandığı, çocukluk çalışmalarının akademik bir zemin bulamadığı, ne var ki her geçen sene daha fazla çocuk kitabının yayımlandığı ülkemizde çocuk ve gençlik edebiyatının, bu alanda çalışan akademisyenler ve edebiyat araştırmacılarının ürettikleri sayesinde saygın bir alan olduğunun fark edilmesi derginin ana amaçlarındandır. Bu bağlamda çocuk ve gençlik edebiyatı metinlerinin de yetişkin edebiyatında olduğu gibi edebiyat teorileri ışığında değerlendirilmesi mümkündür. Sözelti’nin cinsiyet eşitliği ilkesi bağlamında çocuk ve gençlik edebiyatında bir sorun olarak duran toplumsal cinsiyet kavramını önceliklendirdiği, dergide yayımlanan makalelere bakıldığında kolaylıkla görülebilir. Makalelerde inceleme konusu olan kitaplar Türkiye’de akademik olarak çalışılmamış ya da çok az yayında adı geçen kitaplardır. Dahası bu kitaplar edebi bir teoriyle irdelenirken, asıl vurgu çocuğun ya da gencin toplum içerisinde kimlik bulma sürecindedir. Örneğin, 1. sayıda yer alan “Renate Welsh’in Yapıtlarında Genç Kız ve Kadın Figürlerinin İncelenmesi”[5] adlı makale, bahsi geçen yazarın yapıtlarının feminist eleştirisinden çok öte bir gencin tüm toplumsal kodlar içinde kendi varlığını bulma hikayesini ön plana çıkarmaktadır. Kadın-erkek, genç-yaşlı gibi karşıtlıkların ötesinde bir düşünce yapısının benimsendiği 21. yüzyıl edebiyat eleştirisinde eserler daha bütünlüklü okumalara tabii tutulabilmekte ve sadece bu kriter bile toplumsal cinsiyet olgusunun artık kadın-erkek karşıtlığına indirgenemeyeceğini göstermektedir.

Toplumsal roller içerisinde kadınlara yaygın bir şekilde atfedilen anne ve erkeklere yüklenen baba rolü edebiyatta çoğunlukla anne-çocuk ve baba-çocuk çatışması şeklinde yer bulurken, çocuk edebiyatı da çocuk öznenin anne ve babaya karşı hissettiği sevgi, güven, öfke, kırgınlık gibi çeşitli duyguları yansıtır. Kendilerine yüklenen annelik ve babalık görevlerinin baskısıyla çocukları üzerinde fazlasıyla kontrolcü ya da tam tersi kayıtsız davranan yetişkin figürler anlatıların anti-kahramanları olarak resmedilirken, çocuğun/gencin kimlik bulma süreci aile dinamikleri göz ardı edilmeden irdelenir. Böylelikle çocukluğun, salt çocuğu değil, çocuğun etrafındaki tüm toplumsal faktörleri içeren kompleks bir yapı olduğu vurgulanır. Bir başka deyişle, çocukluk bir gelişim evresine indirgenen kısıtlı tanımının çok ötesinde toplumsal bir mesele olarak ele alınır.[6] Bu bağlamda derginin baba figürüne odaklanan 9. sayısı ve anne figürünü merkeze alan 8. sayısı, çocuk edebiyatını toplumsal cinsiyet meselesi bağlamında irdelemek için kıymetli makaleler sunmaktadır. Çocuk edebiyatında yatılı okul olgusuna değinen 7. sayı ise cinsiyet meselesine dair yepyeni bir soru ortaya atmaktadır. Annesinden farklı olduğunu fark ederek ilk ayrılığını yaşayan erkek çocukların bir de yatılı okula gönderilerek derinleşen “erkek yarası”ndan[7] bahseden yazı, kimlik bulma sürecindeki sancıları bu yas psikolojisi çerçevesinde ele alır. Dahası makale, erkek ve kadın yatılı öğrencilerin terk edilme duygusuyla baş etme mücadelesini yazarın yürüttüğü çalıştayın bulgularıyla beraber sunar ve toplumsal cinsiyet rollerinin yatılı okullarda nasıl içselleştirildiğini örnekler. Derginin “Mitoloji ve Masal” başlıklı 3. sayısı ‘üvey/öz anne’, ‘prenses’, ‘cadı’ gibi stereotipik karakterlerin çözümlemesi yoluyla çocuk edebiyatıyla sıklıkla beraber anılan masal türünün cinsiyet rolleri inşasındaki etkisine değinir. Sayıda yer alan “Aphrodite ve Hephaistos’tan Günümüze Güzel ve Çirkin’den Güzelliğin Mitine” başlıklı makalede, güzellik mitinin neoliberal postmodern söylemde nasıl değişime uğradığı Güzel ve Çirkin masalı çerçevesinde ele alınmış, okura sunulan ideal protiplerinden bahsedilmiştir.

Bahsi geçen yazıların ortak yönü, yetişkin edebiyatının sıklıkla ele aldığı toplumsal bir meseleyi çocuk ve gençlik edebiyatına taşıması ve edebi üretimlerin sosyolojik okumasını sunmasıdır. Bu yönüyle Sözelti, bireyin henüz çocuk yaşta toplumsal kodlarla tanıştığını, aile-okul-devlet gibi iktidar mekanizmalarınca belirlenen roller karşısında özne konumunu yitirdiğini ve çocuk özgürlüğünün, çocuğun metinde ve gerçek yaşamda ancak bir özne olarak yer almasıyla mümkün olacağını ortaya koymaktadır.

Uluslararası Çocuk Edebiyatı ve Eğitim Araştırmaları Dergisi (ÇEDAR), her yıl yayınladığı iki sayıda yer alan makalelerde, çocuk kitaplarının eğitsel içeriğine değindiği gibi edebi yönlerini ön plana çıkaran analizler de sunmaktadır. 2023 yılına kadar okurlara sunulan on bir sayı incelendiğinde, kitapları çocuk gelişimi ve eğitimi açısından inceleyen makalelerin edebi eleştiri türündeki yazılarla eşit sayıda olduğu göze çarpar. Araştırmaya konu olan kitap ya da kitapların psikanalitik, büyülü gerçekçi, fantastik çözümlemeleri yapıldığı gibi mekan, sembol, bakış açısı, ironi gibi edebi araçlar açısından incelemeleri de sayılarda yer almaktadır. Ayrıca çağdaş çocuk edebiyatı eserlerinin klasik eserlerle karşılaştırmalı okumalarını bulmak da mümkündür. Bu farklı edebiyat analizlerinin içerisinde toplumsal cinsiyet odağında kaleme alınmış yazılar ise oldukça sınırlıdır. 2019 Kasım sayısında yer alan “Erken Çocukluk Döneminde Çocuk Kitapları Seçkisinden Elif Serisinin Baba İmgesi Bağlamında İncelenmesi”, 2018 Aralık sayısında bulunan “Okul Öncesi Dönem Resimli Çocuk Kitaplarında Yer Alan Baba Figürünün İncelenmesi” ve 2022 Mart sayısındaki “3-6 Yaş Resimli Öykü Kitaplarındaki Kadın ve Erkek Karakterlerin Mesleki Açıdan İncelenmesi” adlı çalışmalar, toplumsal cinsiyet rollerine doğrudan değinen makalelerdir. Çocuk romanlarında 18. yüzyıldan 20. yüzyıla tematik değişimi ele alan “Çocuk Romanlarında Tematik Dönüşüm” makalesinde, toplumsal cinsiyet rollerinin ele alınışında ne tür bir dönüşüm yaşandığının irdelenmemiş olması şaşırtıcıdır. “Çocuk Edebiyatı Eserlerinde Yer Alan Arketiplerin İncelenmesi” başlıklı makalenin ise kadın arketipini inceleyen diğer makalelere derlemesinde yer vermesi önemlidir.

Çocuk edebiyatı eleştirisinin yeterince gelişmemiş olması, beraberinde estetik ölçütlerin geri plana itilmesini getirmektedir. Çocuk edebiyatı eserlerinin eleştirel okumaları içerik analiziyle sınırlı kalmaktadır. Betimsel analiz yöntemi kullanılarak toplanan verilerden yola çıkılarak yazılmış makaleler çocuk edebiyatının ne durumda olduğu, ne yöne seyrettiği konusunda şüphesiz önemli bulgular sunmakta, yerinde öneriler getirmektedir ancak çocuk edebiyatı eleştirisi metinlerin edebi ve estetik yönünün öne çıkaran, edebi teorilerden yararlanan çalışmaların eksikliğini hâlâ çekmektedir. Toplumsal cinsiyet meselesi de edebi bir süzgeçten geçerek değil, metinlerde anne ve baba figürlerinin nasıl resmedildiğinin analizinden ibaret kalmaktadır. “Okul Öncesi Dönem Resimli Çocuk Kitaplarında Yer Alan Baba Figürünün İncelenmesi” başlıklı makale, toplumsal cinsiyet rollerinin anahtar kelimeler içerisinde geçtiği bir çalışmadır. Resimli çocuk kitaplarının çocukların cinsiyet rolleri edinmelerinde büyük öneme sahip olduğu argümanıyla başlayan makalede, betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Baba figürünün incelenen kitaplarda evin hangi bölümlerinde resmedildiği, ne tür eylemlerde bulunduğu, ne renk kıyafetler giydiği grafiklerle açıklanmıştır. Yazarlar “Tartışma ve Sonuç” kısmında, incelenen kitaplarda geleneksel kalıp yargılara uygun figürlerin çizildiğini belirtmiş, öneri olarak da kısa cümlelerle toplumsal cinsiyet eşitliğinin gözetilmesi yazılmıştır. Benzer şekilde “Erken Çocukluk Döneminde Çocuk Kitapları Seçkisinden Elif Serisinin Baba İmgesi Bağlamında İncelenmesi” adlı makalede yine içerik analizi yöntemi kullanılmış, hazırlanan çeşitli tablolarda Elif serisinde yer alan kitapların baba figürünün ebeveynlik faaliyetlerinin dağılımı ve çocukla etkileşim oranları sunulmuş, babanın değerler gelişimine katkısı irdelenmiştir.

Çocuk ve Medeniyet Dergisi, Çocuk Vakfı’nın kuruluş bildirgesinde belirtilen “çocuk onuruna saygı” ve “çocuğu ilgilendiren her konuda çocuğun görüşünün alınması” ilkelerinden hareketle, çocuk hakları kapsamına giren her konuda araştırma makalesi yayımlayan bir dergidir. Bu bağlamda dergi bugüne kadar engellilik, özel yetenekli çocuklar, aile, çocuk hakları, çocukluk sosyolojisi, medya gibi çocuğu ilgilendiren konularda sayılar çıkarmıştır. 2016’dan günümüze hazırlanan 13 sayı incelendiğinde toplumsal cinsiyet konusunda bir sayı hazırlanmadığı göze çarpmaktadır. 2016 yılında yayımlanan ilk sayısında “Çocuk Hukuku Ne Değildir?” başlıklı yazıda Memduh Cemil Şirin, çocuk özne kavramını irdelemekte, konusu çocuk olan çabaların desteksiz kalmasını eleştirmektedir. Çocukluk sosyolojisinin ancak 1990’lardan sonra çocuğu özne olarak ele aldığını, bunda da Çocuk Hakları alanındaki çalışmaların etkisinin olduğundan bahseden Şirin, çocukluğun “kendi başına bir kurum” olarak kabul görmesinin çok yeni olduğundan bahseder. Çocuk Kültürü konulu 3. sayının sunuş yazısında aynı zamanda vakfın da kurucusu olan Mustafa Ruhi Şirin, çocuk ve çocukluğu “sosyal ve kültürel bir mekan tasavvuru”, çocuğu ise “sosyal bir aktör” olarak tanımlar. Çocuk kültürünü ve çocukluk kavramının çocukluğun tarihi gelişimiyle alakasını irdeleyen Şirin’in yazısında en önemli argümanlarından birisi çocuğun “içinde doğup büyüdüğü toplumun sosyo-kültürel yapısına uygun şekilde kimliğini ve karakterini” oluşturduğunu belirtmesidir. Bu yönüyle çocukluğun sosyal bir inşa olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Toplumsal cinsiyet meselesine çocuk kültürü bağlamında doğrudan değinmeyen Şirin, yazıda sadece bir yerde Alan Prout, Allison James ve Chris Jennks’in çocukluk sosyolojisi alanında yaptıkları çalışmalara atıfta bulunarak toplumsal cinsiyet kavramını kullanmıştır. Çocuk ve Medya konulu 4. sayıda da toplumsal cinsiyet sadece birkaç kez değinilen bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Sayının odağında daha çok medyada şiddet temsilleri ve çocukların gelişim sürecinde medyanın rolü olan yazılar vardır. 2013 yılında düzenlenen 1. Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi’nde sunulan bildiriler hakkında görüşleri içeren “Türkiye’de Medyanın Çocuk Sınavı” başlıklı yazıda toplumsal cinsiyet meselesini eleştirel bir şekilde ele alan bir bildiriden[8] bahsedilmişse de bu sadece dört beş satırlık bir tanıtımla sınırlı kalmıştır.

Aile ve Çocuk temasıyla çıkan 11. sayı, çocuk-aile ilişkisi perspektifinden çocuğun kendini gerçekleştirme sürecine odaklanırken, sayıda yer alan “Aile İçi Rollerde Babalığın Önemi”[9] başlıklı makalede babalık kavramı toplumsal cinsiyet rolleri zemininde ele alınmıştır. Bir diğer önemli yazı ise İstanbul Sözleşmesi’ne dair Çocuk Vakfı’nın yaptığı yazılı açıklamadır. Makalesinde babalık rolünün sosyolojik bir analizini yaptığını belirten Hatice Balin, kadın ve erkeğin toplumsal cinsiyet rollerinin temelinde yatan Rousseau-Wollstonecraft karşıtlığından detaylı bir şekilde bahsettikten sonra literatürde babalık rolüyle ilgili yapılan çalışmaları da özetler. Yazar, tüm dünyada artan bu çalışmalar neticesinde sosyal politikalarda da değişikliğe gidildiğini, bu durumun aile içi rolleri büyük ölçüde etkilediğini ve erkeklere atfedilen babalık rolünden daha sık bahsedildiğini açıklar. Türk toplumunda babalık rolünün “toplumsal cinsiyet etkisinde” geliştiğini savunan Balin, Tanzimat döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar toplumsal yaşam ve ailedeki değişimlerin izini sürmüş, 1950 sonrası kent yaşamının baskın olduğu dönemlere dair sosyolojik araştırmaların yetersizliğinden bahsetmiştir. Balin’in referans verdiği ve Türkiye’de babalık rolünün toplumsal cinsiyet ekseninde nasıl tanımlandığını ortaya koyan en önemli kaynak ise AÇEV’in hazırladığı “Türkiye’de Babalığı Anlamak Serisi” adıyla yapılan çalışmadır. Yine aynı sayıda bulunan “İstanbul Sözleşmesi İçin Çocuk Vakfından Açıklama ve Öneri Notu”[10] başlıklı yazıda sözleşmeyi savunan ya da sözleşmeye karşı duran tarafların yanında değil, “aile içi şiddet karşısında” ve “kadından yana taraf olarak” görüşler bildirildiğinin altı çizilmiştir. İstanbul Sözleşmesi’nin bir tartışma sembolü olarak kullanılması eleştirilmiş, yaşanan aile içi şiddet olaylarının asıl sebebinin “aile kurumunun zayıflaması” olduğu belirtilmiştir. Sözleşmeye dair bir diğer eleştiri ise kadına yönelik şiddeti önleyici adımlar yerine, şiddet eylemi gerçekleştikten sonra yapılması gerekenlere daha çok yer vermesidir. Aile içi şiddetin tek sebebinin toplumsal cinsiyet olmadığını, meselenin sosyal ve ekonomik yönlerinin de bulunduğu açıklamaya eklenmiştir. Tüm bu eleştirilerin ardından ise vakıf, sözleşmeden çekilmek yerine sözleşmeyi daha etkin hale getirecek öneriler sunulması gerektiğinden bahsetmiş, inisiyatif alınarak sorunun bir sarmala dönüşmesinin önlenebileceğini dile getirmiştir. Vakfın bu açıklaması, o dönem yaşanan aşırı kutuplaşma karşısında uzlaşmacı bir dil benimsemesi açısından önemlidir. Ne var ki toplumsal cinsiyet sorununun ciddiyetini ön plana çıkarmaktan uzaktır.

Çocuk edebiyatı üzerine inceleme yazıları ve bilimsel makaleler yayımlayan üç derginin toplumsal cinsiyet meselesine nasıl yaklaştığını irdeleyen bu yazı, okura temelde çocuk edebiyatı eleştirisi nedir, neden gereklidir ve nasıl olmalıdır sorularını yöneltmektedir. Yetişkin edebiyatında yer alan edebiyat teorilerinin çocuk edebiyatı eleştirisinde de kullanılması artık bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal cinsiyet gibi güncelliğini ve ciddiyetini hiç kaybetmeyen bir konu feminist, yapı sökümcü, post kolonyal ve şimdilerde eko-eleştiri bağlamında ele alınacak makalelerde etraflıca irdelenebilecek, çocuk edebiyatı eleştirisi ancak bu yolla beklenen saygınlığına ulaşacaktır.


[1] Konuyla ilgili kuramsal açıklamalar için bkz: James ve Prout, 2005.
[2] Alıntılayan Koru, N. B ve Gündüz, M. Pedagojik Bir Araştırma Olgusu Olarak Çocukluk, 2022.
[3] Akbaş, E. & Atasü Topçuoğlu, R. “Modern Çocukluk Paradigmasının Oluşumu – Eleştirel Bir Değerlendirme”. Toplum ve Sosyal Hizmet, 20(1), 2009: 95-103.
[4] Çocukluk ve Çocukluk Sosyolojisi Bağlamında Çocuk Hakları”. Sosyoloji Dergisi, Armağan Sayısı, 2016: 1-22.
[5] Dankó-Kovács, R. “Mädchen- und Frauengestalten in den Werken von Renate Welsh”, Kinderliteratur im Fremdsprachenunterricht, 2004, s.53-61. Çev. Enise Eryılmaz. https://www.sozelti.com/2021/02/01/renate-welshin-yapitlarinda-genc-kiz-ve-kadin-figurlerinin-incelenmesi/
[6] Konu hakkında detaylı bir açıklama için bkz: Pedagojik Bir Araştırma Olgusu Olarak Çocukluk. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2407801
[7] Duffel, N. “Gender Difference and Boarding School”, The Making of Them, 2001 & 2022. Çev. Hatice Akgöz Abdülhamidoğlu. https://www.sozelti.com/2022/12/31/cinsiyet-farkliligi-ve-yatili-okul/
[8] Bahsi geçen kongrede Dafna Lemish’in çocuk televizyonlarında yer alan cinsiyet temsillerindeki eşitsizliğe vurgu yapacağı belirtilmiştir.
[9] Balin, H. “Aile İçi Rollerde Babalığın Önemi”. Çocuk ve Medeniyet, 6(11), 2021.
[10] 11 Ağustos 2020. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2157353

Kapak Görseli: Judy Holding

Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünden mezun oldu. Çalışma alanları arasında azınlık edebiyatı, toplumsal cinsiyet, mekan ve aidiyet konuları yer alıyor. 2013’ten beri İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çalışıyor.

Yoruma yanıt