uretimhane-logo

Disiplinlerarası etkinlik ve ortak üretim alanı

Katip Mustafa Çelebi Mah.
Küçük Parmakkapı Sk. No:15/4
34433 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@uretimhane.com.tr
+90 212 232 87 49

Siyah Deri, Beyaz Ses: Sorry to Bother You Filminde Delilik Tasviri

Amerika’da her zaman dipsiz bir duygusal yoksulluk ve insan hayatının, insan dokunuşunun uyandırdığı dehşet tarafından vurulmuşumdur. Neredeyse hiçbir Amerikalı kamusal duruşu ile özel hayatı arasında herhangi bir canlı, organik bağ kuramayacak gibi görünmektedir. Özel hayatın bu başarısızlığı, Amerikan kamu yönetimi ve siyah-beyaz ilişkileri üzerinde her zaman en yıkıcı etkiye sahip olmuştur. Amerikalılar öz benliklerinden bu kadar korkmasalardı, Zenci Sorunu dedikleri şeye asla bu kadar bağımlı olmazlardı.

(James Baldwin, I Am Not Your Negro)

Delilik, içinde bulunduğu topluma bağlı olarak değişip dönüşen bir kavram. Madness: The Invention of an Idea‘da Michel Foucault, bu fenomenden ve yüzyıllar boyunca delilikle başa çıkmak için kullanılan çeşitli yöntemlerden bahseder. O toplumda marjinal kabul edilen şeye bağlı olarak, bir kişinin belirli bir toplumda deli, diğerinde ise bir dahi olarak kabul edileceğini açıklar. Foucault, bir toplumun kendini tezahür ettiği ruhsal hastalıklarla ifade ettiğini öne sürer. Bu argümandan yola çıkarak, mevcut toplumumuzun ortaya çıkardığı deliliğe ve bunun üzerinden kendini nasıl ifade ettiğine bakmak ilginç olabilir. Bazen bu ifade film aracılığıyla gerçekleşir ve bu aynı zamanda bir topluma yönelik teşhis işlevi görebilir. 17. yüzyılın ortalarında deliliği dışlayan uygulamaların aksine, günümüzde deliliğin toplumsal düzen ile çok daha iç içe olduğu ve günlük yaşamda mevcut olduğu söylenebilir. Boots Riley’nin filmi Sorry to Bother You (2018), bu fenomene birlikte bakmak için verimli bir örnek. Film, ana karakterin siyahi olduğu gerçeğini beyaz bir sesle gizleyerek başarıya giden yolu bulduğu alternatif bir evrende geçiyor. Bu, Frantz Fanon’un çığır açan çalışması Black Skin, White Masks (1952) kitabında ırksal yabancılaşma ve bunun delilikle ilişkisi hakkındaki fikirlerini akla getiriyor. Fanon’un konuyla ilgili fikirlerine atıfta bulunarak, bu filmdeki ırksal yabancılaşmanın ve yanılsamanın temsiline bakarak, mevcut toplumumuzda kapitalizm ve ırkın kesişimini, bunun delilik üzerindeki etkilerini daha iyi anlamayı amaçlıyorum.

Sorry to Bother You, meteliksiz ve amcasının garajında ​​yaşayan genç, siyahi bir adam olan Cassius Green’in hikayesini anlatıyor. Cassius, tele-pazarlamacı olarak komisyon üzerinden ödeme aldığı bir iş bulur ancak herhangi bir satış yapamaz. Bir meslektaşı müşterilere daha çekici gelmek ve satış sürecini kolaylaştırmak için beyaz sesini kullanmasını önerir. Bu beyaz sesin avantajlarını fark eden Cassius çok başarılı olur ve terfi alır. Bu terfi sonucunda temelde köle emeği satacağını öğrenir ancak teklif edilen maaş onu ikna etmeye yeter. Bu arada grevde olan meslektaşları ve arkadaşları yeni konumu nedeniyle kendilerini Cassius’tan uzaklaştırırlar. Aktivist ve görsel sanatçı olan kız arkadaşı Detroit, hain olduğunu iddia ederek onu terk eder. Cassius, şirketin CEO’su Steve Lift ile bir partide buluşur ve kendisine yeni bir iş teklif edilir. Lift ona, tarihteki en verimli işçiler olmak için tasarlanan, equasapiens adı verilen, yarı insan yarı at melezleri olan yeni cinsi anlatır. Cassius’a bir süreliğine equasapiens olup onlarla şirket arasındaki iletişimi halletmek isteyip istemediğini sorar. Cassius’un artık canına tak eder, çıldırır ve Lift’in planını televizyonda ifşa eder ancak kimsenin gerçekten umursamadığını öğrenir. Daha sonra meslektaşları ile bir ayaklanma başlatır ve equasapiens’i serbest bırakır. Film, Cassius’un Lift’in partisinde tükettiği uyuşturucular nedeniyle bir equasapiens’e dönüştüğü bir finalle biter.

Olay örgüsüne bakıldığında filmin ırk, kapitalizm ve sınıf meseleleriyle ilgili bir derdi olduğu çok açık. Sorry to Bother You’yu anti-kapitalist mesajını vermek için büyülü gerçekçiliğin bazı yönlerini de kullanan distopik bir hiciv olarak nitelendirebiliriz. Bazı ufak farklılıklar dışında filmin evrenindeki her şey mevcut toplumumuzla aynı. Bu da gerçekçi bir yaklaşım yaratıyor. Yönetmen Riley, fikirlerinin çoğunlukla gerçek hayattan ve hali hazırda yaşadıklarından geldiğini söyleyerek dünyanın gerçekçiliğini desteklemiş oluyor. Hatta filmine ırkçılık veya kapitalizmin nasıl kesiştiği hakkında fikirler enjekte etmediğini, bunları da günümüzden aktardığını açıklıyor. Riley, filmi aracılığıyla kapitalizmin bireyi bireyselliğini yitirecek kadar manipüle ettiğini anlatıyor. Cassius, bir iş için sesini değiştirerek başlayıp sistem tarafından kelimenin tam anlamıyla insanlıktan çıkarılıyor. Film, kapitalizmin bireyin özgünlüğünü, yaratıcılığını ezebileceği çeşitli durumları inceliyor ve bu kavramları, bireyi sanrısal bırakırken kendi yararına kullandığını anlatıyor. Riley, şirketlerin sanattan aktivizme kadar her şeyi kontrol edip kendi yararına çalışmasını sağladığını tasvir ediyor. Bu argümanlarla beraber filmde tasvir edilen deliliğin kolektif olduğu sonucuna varabiliriz. Frantz Fanon, Black Skin, White Masks adlı kitabının “The Negro and Psychopathology” bölümünde, kolektif bir travma olan sömürgeleştirilmiş siyahilerin travmasını psikanaliz yoluyla analiz ediyor. Fanon’un bu alandaki fikirleri filme analitik bir açıdan bakmak için kullanılabilir. Bu nedenle, filmin analizine geçmeden önce Fanon’un fikirlerini daha net bir şekilde oluşturmak faydalı olacaktır.

Frantz Fanon’un Metis Yayınları’ndan çıkan Siyah Deri, Beyaz Maskeler (Black Skin, White Masks) adlı kitabı

Fanon, sömürgeleştirilmiş siyahiler aracılığıyla kolektif travma konusunu araştırıyor. Toplum ve medyanın bu alanda bakılması gereken önemli nesneler olduğunu hatırlatıyor. Siyahi birinin travmatik deneyiminin çocukken başladığını, medyada siyahi kötülerle savaşan çeşitli beyaz kahramanlara maruz kaldıklarını ve bunun sonucunda beyaz kahramanla özdeşleştiklerini açıklıyor. Beyaz dünyayla ilk temasları, siyahi olduklarını fark ettiklerinde onları travmatize ediyor. Fanon, bu anı zenci mitiyle yüzleşme olarak adlandırır. Bu anı genellikle Avrupa toplumu ve aile arasında birey tarafından yapılan bir seçim izler. Fanon, “beyaz ve medeni topluma katılmaya çalışan siyahi bir kişinin, ailesini –siyahi ve vahşi– hayal gücü düzleminde reddetme eğiliminde” olduğunu savunur. Bu, toplumsal gerçek ile bireyin ailesinin gerçeği arasındaki farkın sonucudur. Eğer birey toplumu seçerse, aynı zamanda onun ahlaki bilincini de benimsemelidir: “Ahlakı elde etmek için siyahın, karanlığın, zencinin bilinçten kaybolması gerekir”. Bu nedenle, siyahi kişi kendi imajıyla hiç bitmeyen bir savaşla baş başa kalır. Fanon, bunun bazen bir yanılsama ya da beyaz olma arzusu olarak ortaya çıkabileceğini ve bunun sonucunda beyaz bir maske takmanın bu durumun arkasındaki nedenleri şöyle açıkladığını savunur: “Siyahi birey, kendi aşağılık kompleksini mümkün kılan, istikrarını bu kompleksin sürekliliğinden alan, tek ırkın üstünlüğünü ilan eden bir toplumda yaşar; o toplumun kendisi için zorluklar yarattığı ölçüde, kendisini nevrotik bir duruma itilmiş bulur”.

Fanon, bu nevrotik durumu ve siyahiler ile kendi imajları arasındaki savaşı analiz eder. Siyahinin, siyahi fikrini kötü olarak içselleştirerek kendisini köleleştirdiğini savunur. Bunun onu, ya beyaz bir maske takarak ten rengini reddetmeye ya da günah keçisi rolünü kabul etmeye ve kötü olduğunu düşündüğü şeyde değer bulmaya çalışmasına yol açtığını söyler. Fanon, her iki yaklaşımı da “sağlıksız, çatışmalı, fantezilerden beslenen, düşmanca, insanlık dışı” olarak görür ve beyaz toplum tarafından oluşturulan bu fikirlerin reddedilmesini önerir. Bu yanılsamadan kurtulmanın tek yolunun “arabuluculuk ve tanınma yoluyla, doğal gerçeklikten farklı olan insan gerçekliğini ötekine geri yüklemek” olduğunu savunur. Başka bir deyişle Fanon, değişimin toplumda gerçekleşmesi gerektiğini ve bireyin bu değişimi, beyaz toplumun yarattığı önyargı ve fantezilerle hiçbir ilgisi olmayan insan gerçekliğini restore ederek yaratması gerektiğini belirtir. Bunun ancak günah keçisi kompleksini ve beyaz maskeyi serbest bırakarak ve bunun sonucunda beyaz toplumun yarattığı bu yanılsamadan kurtularak başlayabileceğini savunur. Fanon’un özgürlüğün yeniden kazanılması konusundaki fikirleriyle, Sorry to Bother You’nun analizine geçebiliriz.


Sorry to Bother You, Cassius’un iş görüşmesine girdiği bir önsözle başlar. Cassius, görüştüğü kişiye bir önceki iş yerinde ayın elemanı olduğunu söyler. Yalan olduğu anlaşılsa da görüştüğü kişi, tele-pazarlamacılık işinde senaryoya sadık kaldığın sürece kim olduğunun bir önemi olmadığını itiraf eder. Sonuç olarak işe alınır ve mutlulukla odadan çıkar. Bir filmin önsözü, filmin tonunu belirleyen sahne olarak görülebilir. Jeneriklerden önce gösterilir ve izleyicinin film evrenine bakış açısını etkiler. Bu filmde önsöz, girmek üzere olduğumuz dünyanın ahlaki bilincinin kurucusu olarak işlev görüyor. Kendisi hakkında yalan söylemenin bu dünyada yanlış kabul edilmediğini ve kendinize karşı dürüst olmanın burada gerçekten önemli olmadığını öğreniyoruz. Önemli olan tek şey bir şeyler satmak ve senaryoya bağlı kalmak, başka bir deyişle bu, bireyin pratikte değersiz olduğu kapitalist bir sistem olarak da görülebilir.

Önsözden sonra filmin açılış sahnesinde Cassius’u kız arkadaşı Detroit ile yatakta yatarken görürüz. Yaşam ve ölüm üzerine düşünür, şu anda yaptığı şeyin ölümünden sonra önemli olup olmayacağını sorgular. Detroit’e, bir sanatçı olarak aradığını bulduğu için şanslı olduğunu söyleyip hayatta bir amaca ihtiyaç duyduğundan şikayet eder. Detroit onu rahatlatırken öpüşmeye başlarlar ancak kapı arkalarından açılarak onları sokaktaki bir grup insana maruz bırakır. Cassius’un aslında bir garajda yaşadığını anlarız. Bu, filmin kişisel mahremiyete dikkat çektiği anlardan biri. Bunun bir başka örneği de Cassius’un satış aramaları. Her arama yaptığında, gökyüzünden aradığı kişinin evine düşer. Cinsel ilişkiye giren bir çift, ölmüş kocası için ağlayan bir dul ve tuvalette oturan bir adam, Cassius’un telefonla araya girdiği bu özel anların örneklerinden bazıları. Bu, insanların mahremiyetine kapitalizme müdahalecilik üzerine bir yorum olarak görülebilir. Bu müdahaleci olma veya izinsiz girme olasılığı bir tehdit olarak yorumlanabilir ve birçok insanda uyanık olma ihtiyacı yaratır. Bu, Freud’un A General Introduction to Psychoanalysis adlı kitabında “beklenen korku” dediği şeyle ilgili görülebilir. Bunu, “herhangi bir uygun fikre kendini bağlamaya hazır, olduğu gibi serbestçe süzülen bir korku durumu” olarak tanımlar. Mahremiyetlerine her an müdahale edilebilir, bu nedenle buna göre hareket etmeleri gerekir. Bu, bireyde gerginleştiği ve en özel anlarında kendini güvende hissetmediği bir tür endişe yaratabilir.

Film, dünyamıza çok benzeyen bu distopyanın bireye veya mahremiyetine değer vermediğini defalarca ifade eder. Binlerce insan, korkunç çalışma koşulları altında insanlara yiyecek ve barınak sağlayan Worryfree adlı bir şirketle ömür boyu sözleşmeler imzalarlar. İnsanların artık kendilerine veya hayatlarına dair bir hakkı yoktur, “endişesiz” yaşayabilirler. Diğer bir deyişle, insan yaşamının temel ihtiyaçları insanlarda endişe yaratır. Bu insanlardan biri, kendinden şüphe duyduğu ilk sahnede yerleştiği şekliyle Cassius’tur. Kendini ve kim olduğunu sorgular, bir tür yabancılaşmadan muzdariptir. Bu endişelerini, imajını veya kendisini dünyaya temsil etme şeklini değiştirme “fırsatı” izler. Şimdi beyaz ses fikrini ve etkilerini daha derinlemesine inceleyelim.

İşin ilk birkaç gününde hiçbir şey satmayı başaramayan Cassius, siyahi bir meslektaşından beyaz sesini kullanması için bir tavsiye alır. Cassius’un sesinin daha rahat, sanki paraya ihtiyacı yokmuş gibi çıkması gerektiğini açıklar. Cassius, ilk başta bunun bir şaka olduğunu düşünse de sonunda beyaz sesi benimser ve satış yapmaya başlar. Meslektaşlarının greve gitmeye karar verdikleri gün terfi alır ve ‘güç arayan’ olur. Bu, Cassius’un arkadaşları ve şirketteki geleceği arasında seçim yapmak zorunda kaldığı bir kırılma noktasıdır. Fanon’a referansla, bu, siyahi adamın ailesi ve toplum arasında yapması gereken seçimle ilgili görülebilir. Beyaz sesi kullanmayı ya da beyaz maske takmayı ve arkadaşlarını geride bırakarak topluma tırmanmayı seçer. Ailesel gerçekliğini reddettiği ve toplumsal gerçeği kabul ettiği sürece başarılı olabilir. Bu nedenle, sürekli kendi imajıyla savaştığı ve kendisinden sürekli şüphe duyduğu nevrotik bir durumda kalır.

Cassius’a ‘güç arayan’ pozisyonunun önerildiği sahne, kendisiyle imajı arasındaki savaşa bakıldığında ilginç bulunabilir. Onu öven bir konuşma yapan altın bir asansörle yukarı çıktığını görürüz. Bu yerde her zaman beyaz sesini kullanması gerektiği konusunda kendisini uyaran Bay __ tarafından memnuniyetle karşılanır (adı sansürlenmiştir ve bireyin değersizliğini göstermeye yönelik başka bir girişim olarak görülebilir). Daha sonra köle emeği satacağını öğrenir ve bu nedenle seçiminden şüphe etmeye başlar. Burada, normal sesiyle konuşmaya geri döndüğünü unutmamak önemlidir. Ailesel gerçeği göz önünde bulundurarak ne yaptığını sorgular. Konuşmalarının başlangıcında film onları eşit olarak tasvir edip çerçevedeki konumlandırma yoluyla bu seçimi destekler. Ancak Cassius tereddüt etmeye başladığında, iktidar konumunu da kaybetmeye başlar ve sonuç olarak karede eşitliğini kaybeder, çok daha az yer kaplar ve aşağıdan vurulan Bay __’in aksine daha yüksek bir açıdan vurularak onu daha güçlü gösterir. Bu anlatım seçimi, Cassius’un aşağılık kompleksi ve bu durumda nasıl hissettiğinin bir tasviri olarak da görülebilir. Normal sesini kullandığında ve beyaz topluma karşı durduğunda kendini küçük ve güçsüz hissederken, bu sistemin bir parçası olarak gücünü ve mutluluğunu yeniden kazanır. Bu anlatımsal seçim aynı zamanda Cassius’un sanrısal durumunun onu nasıl daha mutlu ettiğini ve izleyiciye bu durumun onun için daha iyi olup olmadığını sorgulatır.

Bay __, şirketin insan hali olarak görülebilir. Bu, arkasında gösterilen ve köle işçiliği ve silah satışı da dahil olmak üzere şirketin ne yaptığını açıklayan resimlerle de desteklenir. Cassius, beyaz sesini kullanmak için bir uyarı daha alır ancak yine de tereddütlüdür. Başlangıç ​​maaşı kendisine gösterildiğinde, tavrında bir değişiklik görüp beyaz sesiyle güldüğünü duyarız. Ayrıca çerçevedeki yerini de geri kazanır. Başka bir deyişle, nevrotik bir durumda olduğunun farkına varmadan seçimini yapmış ve toplumsal gerçeği seçmiştir. Gülme gibi doğal bir eylemde beyaz bir ses kullandığı için sanrı artık içselleştirilmiştir. Cassius kariyerinde yükselirken meslektaşları ve kız arkadaşının onu hain olmakla suçlayan bir tepkisiyle karşılaşır. Detroit ile barışmak için son bir girişim olarak, onun performansına gider. İronik bir şekilde, performansı sırasında İngiliz aksanı olan beyaz bir ses de kullanmaktadır. Bu, beyaz sesin sadece tele-pazarlama dünyasıyla sınırlı olmadığının, aynı zamanda bu toplumun birçok farklı kesiminde de mevcut olduğunun bir göstergesi olarak görülebilir. Tıpkı Cassius’un bunu çok kolay yapabildiği gibi, gerektiğinde kişinin kullanabileceği bir beceri gibi. Fanon’un açıkladığı zenci mitinin yüzleşmesinin bu toplumdaki siyahi insanlar tarafından çoktan karşı karşıya olduğu ve travmanın içselleştirildiği iddia edilebilir. Beyaz sesin yaygınlığı, bu toplu travmanın neden olduğu bir kolektif yanılsama biçimi olarak görülebilir.

Sorry to Bother You film afişi

Cassius kiminle iş birliği yaptığını ancak equasapiens fikrini öğrendiğinde anlar: kendi iradelerine karşı yarı at yarı insan işçilere dönüşen insanlar. Bu gerçek anlamda insanlıktan çıkarma, Fanon’un bahsettiği siyahilerin insanlıktan çıkarılmasıyla bağlantılı olabilir. Toplum, sistemi devam ettirmek için insanları iradeleri dışında insanlıktan çıkarır. Cassius, Worryfree’ye karşı direnişe katılır. Tutuklanır ve bir polis arabasına bindirilir. Bu sahnede polis arabasındaki küçük bir delikten her şeyi izler. Arkadaşlarının polis tarafından dövülmesini izlerken çaresizce ağlar ve bağırır. O artık sadece elleri bağlı, hiçbir şey yapamayan bir seyircidir. Film, onu bu duruma sokarak önceki tercihiyle yüzleşmesini sağlar. Bakış açısını gösteren sahne ve onu polis arabasının içinde gösteren sahne akla bir maske getirir. Bu görsel seçim, onun bu beyaz maske yanılsamasına takılıp kalmasının, kimseye ya da kendisine yardım edememesinin tasviri olarak görülebilir. Bu maskeyle kapana kısılmış durumdadır. Acı çektiği ve bu durumdan kurtulmak istediği açıktır. Bir equasapien ve onu “Aynı mücadele, aynı kavga” diyerek selamlayan arkadaşları tarafından kurtarılır. Mutlu bir kutlamanın ardından Cassius, eski patronu tarafından zehirlendiğini fark ederek bir equasapien’e dönüşür.

“Chains of Madness, Chains of Colonialism; Fanon and Freedom” makalesinde Françoise Verges, Fanon’a göre deliliği inceler ve onun deliliği özgürlük önündeki engellerden olan, “ölümcül olmayan bir bilinç kaybı” olarak gördüğünü söyler. Sorry to Bother You’da tasvir edilen toplum, bireyden farklı delilik biçimleri talep eden, özgürlüklerini kısıtlayan bir toplum olarak yorumlanabilir. Pek çok toplumun deliliği “servetin üretimine, dolaşımına veya birikimine katılamama” olarak tanımladığını iddia eden Foucault’ya atıfla, bu toplum bunun tam tersi olarak görülebilir. İnsanların üretime katılabilmeleri için sanrılı veya deli olmaları gerekir. Tıpkı Cassius gibi, özgürlüklerini geri kazanmak için bilinçlerini yeniden kazanmaları gerekir. Bu nedenle Fanon, bir hastayla olan amacının onlar için “çatışmanın gerçek kaynağına göre – yani sosyal yapılara yönelik eylemi (ya da pasifliği) seçmek” olacağını açıklar. Bireyleri bu yanılsamanın yükünden kurtarmak için bu yapıların değişmesi gerektiğini savunur. Cassius, equasapiens’i savaşarak kurtarır, ancak aynı zamanda onlar da onu maskesinden kurtarır. Polis arabasının kapısını açan ve maske yerine geçen sahneyi sonlandıran bir equasapien’dir. Bir equasapien’e dönüşmesine rağmen, Cassius artık özgürdür ve sonunda bir neden bulmuştur. Sanrısı da geçicidir, ölümcül değil.


Fanon, Frantz. Black Skin, White Masks. New York, Pluto Press, 1986.
Freud, Sigmund. A General Introduction to Psychoanalysis. New York, Boni and Liveright, 1920.
Foucault, Michel. Madness: The Invention of an Idea. New York, Harper & Row, 1976.
I Am Not Your Negro. Directed by Raoul Peck, ARTE France, 2016
Riley, Boots. Interview by Sameer Rao. Colorlines, 13 Jul. 2018, https://www.colorlines.com/articles/3-questions-sorry-bother-you-director-boots-riley. Accessed 28 Oct. 2018.
Riley, Boots. Interview by Julian Kimvle. The Washington Post, 7 Jul. 2018, https://www.washingtonpost.com/lifestyle/style/boots-rileys-career-of-confronting-capitalism-finally-hits-the-big-screen-with-sorry-to-bother-you/2018/07/06/0e341322-809b-11e8-bb6b-c1cb691f1402_story.html?noredirect=on&utm_term=.6c8a4bdcf352. Accessed 28 Oct. 2018.
Sorry to Bother You. Directed by Boots Riley, Cinereach, 2018.
Verges, Francoise. “Chains of Madness, Chains of Colonialism; Fanon and Freedom.” The Fact of Blackness, edited by Alan Reid, Institute of Contemporary Arts, 1996, pp. 46-75.

Kapak Görseli: Annapurna Pictures/Ringer Illustration

Sinema mezunu ve yazarı. Utrecht Üniversitesi Medya, Sanat ve Performans Çalışmaları yüksek lisansını tamamladı. Teknoloji ve doğaüstü arasındaki ilişkiyle ilgileniyor. Çalışmalarını Buluştuğumuz İyi Oldu'da sürdürüyor.

Yoruma yanıt