uretimhane-logo

Öğrenmeyi, düşünmeyi, üretmeyi, paylaşmayı seven insanların evi.

Katip Mustafa Çelebi Mah.
Küçük Parmakkapı Sk. No:15/4
34433 Beyoğlu/İstanbul
bilgi@uretimhane.com.tr
+90 212 232 87 49

Memory Art ile Oto Analiz

Memory Art ile Oto-analiz Mümkün mü?

Görsel sanatlar da tıpkı edebiyat gibi, uçsuz bucaksız bir psikolojik gözlem kaynağı sunmaktadır. Dostoyevski romanı okurken yazarın belleğine misafir olduğumuz gibi, ressamın resmine bakarken gerek figürlerde/formlarda gerek renklerde, ortaya koyulan yaratımın bütün duygusunda ve bütün zekasında, yaratanın bilincine dair ipuçlarına şahit olmak kaçınılmaz bir hal alır.

Peki dönüp kendi belleğimize yani kendi hatıra depomuza baktığımızda ve burada insanlığın ortak paydası olan soruları sorduğumuzda, bu deponun romanlardaki gibi lineer işlemediğini, daha çok bir kolaj çalışması gibi, parçaların benzersiz bütünler oluşturduğunu, aynı zamanda bütünde yer alan her bir elementin başka “bütün”lerle kesişen kümelerde yer aldığını açıkça görmüyor muyuz?

Antropolog, sosyal felsefeci, tarihçi ve psikanalist Erich Fromm’a göre otobiyografik yaklaşımla bir analiz yapmak için gerekli sorulardan bazıları şöyle: “Kime bağlıyım? Belli başlı korkularım neler? Doğduğumda nasıl biri olmam bekleniyordu? Amaçlarım nelerdi ve nasıl değişti? Yanlış yöne saptığım yol ayrımlarım nelerdi ve hangi yanlış yollara girdim? Kendime dair izlenimim nedir? Şimdiki gibi yaşamaya devam edersem ileride nasıl biri olurum?”[1] 

Sanatla bellek arasındaki ilişki, hatıraların ve zihnimizde kare kare beliren imgelerin sanat icrasında oynadığı rol, başlı başına çok kapsamlı bir araştırma konusu. Çizerken olduğu gibi yazarken de eylem, seçmek ve seçmemek arasında gidip geliyor. Çizerken kompozisyon kaygısı, bilginin özgür zihin üstünde kurduğu tahakküm, gözün baskıcı estetik dayatması, çizen kişinin iç dünyasında neleri seçmesi ve neleri seçmemesi gerektiğine dair sonu gelmeyen bir kafa sesi gibi yankılanır. Oysa hafıza görselleştirme çalışması olarak da tanımlayabileceğimiz memory art, zihinde-renkte ve kullanılan malzemede serbest bir çağrışım yaratarak, özneyi olabildiğince aradan çıkarmayı amaçlar. Tamamıyla bağımsız ve yansız bir eser ortaya konulamayacak olsa dahi, bu sanat biçimi belleğin içinde arşivlenen büyük karmaşayı somutlaştırarak öznenin zihniyle bağlantı kurmasına ve zihnin neden o an’a, o duyguya, o kişiye işaret ettiğini yine kendi yöntemleriyle anlatmasına fırsat tanır. Bu noktada zihnine bir analist gibi bakan özne, kendine dair olanla birlikte anlatılamayanda saklı olanları da görebilir mi? Dahası burada bulduğu okumalarla, kişi kendine ait bir oto-analiz patikası çıkarabilir mi?

Kişisel belleğin sanata yansımasından bahsederken, toplumsal belleğin çağdaş sanattaki iz düşümlerinden birine değinmekte de fayda var. Toplumsal belleği deşifre eden işleriyle tanınan Kolombiyalı sanatçı Doris Salcedo, 8. İstanbul Bienali için, iki bina arasına yüzlerce sandalye yerleştirerek oluşturduğu “Untitled/İsimsiz” enstalasyonuyla şehirdeki terk edilmiş Yahudi ve Yunan evlerinin şiddet dolu hikayelerini anlatarak, 50 yıldan fazladır süregelen çok katmanlı bir olaylar dizisini toplumsal bellekten çıkarıp toplumun gözü önüne getiriyordu.[2]

Analiz pratiği geliştirerek en azından etkili bir şekilde iç gözlem yapabiliriz diye düşünüyorum. Lacan’ın “Özne simgeselde bir gösteren ortaya çıkararak doğar” sözünden hareketle analiz yoluyla elde ettiğimiz veriyi görselleştirerek hem öğrenilmiş ifade biçimlerinden arınarak özgün sesimizi bulabilir hem de bellekten güncele yansıyan kısır döngüleri tespit ederek onları etkisiz hale getirme şansı elde edebiliriz. Bireysel big data olarak nitelendirebileceğimiz bu hazineye rüyalardan, hatıralardan, aile arşivindeki fotoğraflardan, kaygılarımızdan, ilişkilenmelerimizden, düşünce ve duygularımızdan ulaşabiliriz. Bir analistin yardım eli olmadan bellekten ipuçları toplamak kimimize başa çıkılamayacak sorunlar yaratacak tehlikeli bir deneyim gibi görünebilir ancak profesyonel ellerde gerçekleşen psikanalizde de öznenin iş birliği konusunda analiste gösterdiği direnç, geçmişin bir tiyatro sahnesine dönüşmesi ve gerçekliğin seyreltilmesi gibi birçok sorunla karşılaşıyoruz. Burada unutulmaması gereken nokta, oto-analist olarak amacımız ancak iç gözlem pratiği edinmek veya sanatsal üretim olabilir, ağır bir nevrozu iyileştirmek ya da nevrozun parçalarından herhangi birini çözümlemek oto-analiz tekniğiyle olanaksızdır. Çünkü açıklık getirilen her sorun yeni bir sorunu doğurur, bu ise sanatçı için zengin kaynak, nevroz hastası için ise içinden çıkılmaz karmakarışık bir yapıdır.[3]

Oto-analiz kavramıyla ilgili tereddütlere “Kendi Kendine Psikanaliz” kitabında detaylı açıklamalar getiren Karen Horney oto-analizi şöyle anlatıyor:

“…Her analitik çalışmanın başlangıç noktası ve sürekli temeli, özgür çağrışım, dürüst ve açık sözlü öz-anlatım sürecidir, ancak buna ulaşmak hiç de kolay değildir. Bu sürecin yalnız çalışırken daha kolay olduğu düşünülebilir, çünkü yanlış anlıyor, eleştiriyor, saldırıyor ya da misilleme yapıyor gibi gözükebilecek hiç kimse yoktur, bunun yanı sıra, insanın utanıyor olabileceği şeyleri kendisine açıklaması öyle pek de küçük düşürücü değildir. Bu bir ölçüde doğrudur, ne var ki bir yabancının dinleme yoluyla uyarım ve özen yarattığı da doğrudur. Ama ister tek başına ister bir analistle çalışsın, özgür anlatımın karşısına dikilen en büyük engellerin her zaman kişinin kendisi içinde olduğuna kuşku yok.”[4] 

Peki oto-analiz verilerini sanatsal yaratıma dönüştürürken tekrar eden konuları simge diline nasıl dönüştürebiliriz? Ya da çağrışım yaparken mantık yürütmekten kaçınmak mümkün mü? Zoraki çıkarımlar yaparak belleğin sesini sansürlemiş olur muyuz ya da estetik kaygıyla bu dışavurumlara yüklediğimiz yapay anlamları içselleştirmemiz belleğimizde kalıcı bir yer edinir mi? Bu soruların cevabı sanatçının izleyeceği kendi analiz yaklaşımında saklı.


[1] Erich Fromm, Olma Sanatı, Çev: Orhan Düz, Say Yayınları, 2017, s.112
[2] SanatBlog (2016, 17 Ocak) Doris Salcedo’nun Hafıza Durakları. Erişim adresi: http://www.sanatblog.com/doris-salcedo-hafiza-duraklari/
[3] Karen Horney, Kendi Kendine Psikanaliz, Çev: Selçuk Budak, Öteki Yayıncılık, 1991, s.138
[4] a.g.e. s.196.

İstanbul Üniversitesi’nden mezun oldu. Ajanslarda metin yazarlığı yaptıktan sonra Halt Studio’yu kurdu. Kişisel resim sergisi açtı, çocuk kitabı yazdı. Halen senaryo yazmakta ve Üretimhane’nin illüstrasyonlarını çizmektedir.

Yoruma yanıt